Ülkemizde yaşayan yabancı jazz müzisyenlerinden, Bilgi Üniversitesi Performans Bölümü’nde “Ear Training” profesörü olan Donovan Mixon, son projesi “The Hybrid Project” kapsamında son aylar içerisinde konserler vererek yeni projesini jazz dinleyicilerinin beğenisine sundu. Mayıs ayı içinde Nardis’te de bir konser veren sanatçı, bu projesinde kendi müzikal deneyimlerini harmanlayarak yeni bir sound ve yeni bir anlam arayışı içerisinde çalışmalar gerçekleştirmiş.

Daha önce “Language Of The Emotions” ve “Look Ma No Hands!” adlı kişisel iki albüm kaydı bulunan, bunun yanısıra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika’da birçok müzikal çalışmaya imza atmış olan Mixon’un yeni projesi, şimdiye kadar yaptığı müzikal çalışmalardan çok farklı. Genel olarak eserlerin yapısında belirli bir stil gözlenmezken, hepsinin anlam doluluğu ve müzikal zenginliği açısından ortak bir paydada buluşmuş olduğunu belirtebiliriz. Mixon’u “The Hybrid” ile birlikte ilk kez, Koç Üniversitesi’nde verdiği konserde izledim. Kendisine perküsyon ve davulda Ferit Odman, çelloda Jeff McAuley, kontrbasta Caner Kaptan, neyde Ayşe Ergin, perküsyonda Engin Gürkey, trompette Şenova Ülker, alto ve bariton saksofonda ise Serhan Erkol eşlik ediyordu. Mixon’u dinlemeden de enstrüman zenginliğini göz önüne alarak “The Hybrid”in müzikal anlamdaki yenilikçi ve geniş bakış açısını gözlemleyebiliriz.

Dört yıldır Türkiye’de bulunan ve dolayısıyla yerel Türk müziği ve Türk jazz müziğine aşina olan Mixon ile hem Türkiye’deki jazz, hem kendi müzik anlayışı, hem de en son projesi “The Hybrid Project” ile ilgili bir müzik dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Çok keyifli geçen sohbetimizden bazı bölümleri Türkçe’ye çevirerek size sunuyoruz.

Dört yıl boyunca Türkiye’de jazz müziği konusunda yoğun çalışmalar gerçekleştirmiş olmanız ve özellikle de jazz müzisyeni yetiştiren bir kurum olan Bilgi Üniversitesi’nde çalışmakta olduğunuzu göz önünde bulundurarak, şu anda Türkiye’de yetişmekte olan Türk jazz müzisyenleriyle ilgili görüşlerinizi almak istiyoruz…

Türkiye, jazz konusunda dünyada gelişmekte olan bir yer ve burada bulunduğum bu dört yıl içinde de Türkiye’de jazz birçok açıdan ilerleme kaydetti. Birçok yetenekli jazz müzisyeninin yetişmesinde önemli rol oynayan Bilgi Üniversitesi de bu konuda büyük pay sahibi. Bence gelecek yıllar içinde de Türkiye, dünyada jazz açısından önemli bir merkez haline gelecek. Tabi bunun yanında da, dünyanın başka yerlerinde yaşayan jazz müzisyenleri de Türkiye’ye gelerek yerel Türk müziğiyle jazz’ın birleşimini dinleyerek kendileri için yeni açılımlara ulaşmış oluyorlar. Bu da Türk jazz’ının dünyada kendini ispatlaması konusunda önemli bir yer almakta. Sonuçta, gerçekten de Türkiye’nin, yerel müziğinin gücünü de arkasına alarak gelecekte jazz platformunda kendine önemli bir yer edinmeyi başaracağına inanıyorum.

Donovan Mixon

Örneğin son yıllarda, Türk müziğini jazz’la harmanlayarak yeni açılımlar gerçekleştirmeyi başaran birçok başarılı müzisyen çalışmalar vermekte…

Evet. Türk müziği gerçekten de çok güçlü, gerçekten güçlü bir geleneksel altyapısı var ve ben genç Türk müzisyenleri bu tarz çalışmalar içinde bulunmaları konusunda destekliyorum. Her zaman Charlie Parker gibi olmaları gerekmez. Tabi ki Charlie Parker’ı, John Coltrane’i, Cannonball Adderley’i, Sonny Rollins’i, Clifford Brown’u, Wes Montgomery’i ve daha sayamadığım yüzlerce iyi müzisyeni dinlemeleri ve etüt etmeleri gerekir. Ama bence kendi kökenlerini unutmadan müzikte yaratıcılıklarını kullanmalılar.

Son projeniz “The Hybrid Project”de Türk müziği esintileri gözlemledik. Bu projenizle birlikte müzikal anlamda geldiğiniz noktayı açıklayabilir misiniz?

Zaten aslında sizin de duyduğun gibi Hybrid Project kesinlikle “Türk müziği” diyebileceğimiz bir müzik değil. Daha çok müzikal anlamda deneyimlerimi birleştirdiğim bir  proje olarak tanımlayabilirim. Üniversitedeyken klasik gitar eğitimi aldım. Sonra jazz, jazz gitar, funk…Sonuçta bütün bunlar bir araya gelerek Hybrid Project oluştu. Ayrıca İtalya’da yaşadığım yıllar içinde bestelediğim eserler, ve orada yaşadıklarım da bu projede yer aldı. Lirik İtalyan melodileri, İtalya’nın yerel müzikleri, ve İtalyan jazz müzisyenleriyle önceden yaşamış olduğum etkileşimler de bu projenin gelişmesinde büyük rol oynadı kesinlikle. Ve şimdi, bütün bu farklı renkleri bir çatı altında toplayarak bu projeyi oluşturdum. Örneğin, daha önceki albümlerimde bulunan bir eseri Hybrid Project’in mantığına adapte ettim ve bu esere de “Rough Translation” adını verdim. Şu anda Rough Translation eskisinin Türkleştirilmiş bir versiyonu şeklinde yorumlanıyor. Ben bugün içinde yaşamak isterim ve şu anda neredeysem o noktada eserler üretirim ve çalarım. Bu bana daha anlamlı geliyor.

Donovan Mixon, The Hybrid Project

Sonuçta Hybrid Project jazz, klasik müzik, ya da Türk müziği olarak sınıflandırılamaz. Bu daha çok bir birleşim, garip bir birleşim. Mesela bir eser klasik gitar solosuyla başlıyor, sonrasında bir funk ritmiyle devam ediyor, arada bir jazz gitar solosu var, ve sonunda da bir trio’yla bitiyor. Şu anda her şeyi yapabilmek için bir araca ihtiyacım var. Sonuçta müzik özgürlük demektir. Oturup bestelemeye başladığın zaman, ya da çaldığın zaman size bu özgürlüğü verecek bir araca ihtiyacın vardır. Ve ben bunu müzik olarak seçtim.

Sonuçta şu anda yaptığım müzik, deneyimlerimin ve yaşadıklarımın kendi süzgecimden geçerek ortaya çıkmasından oluşuyor. “Language Of The Emotions” adlı albümümde, duyguları ele aldım, ve bütün eserleri farklı duygulardan yola çıkarak meydana getirdim. Örneğin biri mutluluk, biri pişmanlık, biri de kızgınlık için yazılmıştı. Aslında bu duyguları herhangi bir sanat yoluyla ifade etmek çok zor, ama melodilerin içinde bu duyguları yeteri kadar açığa çıkaracak öğeler yerleştirmeye çalıştım; bu konuda da amacıma ulaştığıma inanıyorum. Estetik gerçeklik ile ilgili yaptığım çalışmalar sonucunda da, karşıtlıkların varlığıyla ve müzikteki dışavurumlarıyla ilgili yeni keşiflerde bulundum ve bunları duyguları betimlerken kullandım. Bu albümdeki eserleri bestelemeden önce bu duygularla ilgili ön çalışma olarak kendi fikirlerimi yazıya döküyordum, sonrasında bu fikirlerin nasıl birer melodik veya ritmik öğeyle besleneceğini düşünerek parçaları besteliyordum. Bu yöntemi geliştirmek mümkün ve bu yolla da bunlar gibi duyguları müzikte betimlemek elverişli bir hale geliyor.

Donovan Mixon

Bu anlattıklarınızdan yola çıktığımızda, müziğinizin aslında genel olarak çeşitli duyguları daha doğrudan bir şekilde tanımladığını görebiliyoruz…

Evet, bu birçok esere yaklaşım şeklimi gösteriyor. Örneğin, “The Hybrid Project”te de bulunan “Eddie And Daniela” adlı eser başta bir klasik gitar solosu olarak ortaya çıktı. İki arkadaşıma adadığım bu parçanın genelinde iki farklı melodi hattı birbirinin ardından girip çıkıyor, bu da aslında bir evlilik içinde yaşanılan karşılıklı bir diyalogu betimliyor. Sonuçta, bestelediğim ve çaldığım eserlerin belirli anlamlar ifade etmelerini istiyorum.


“The Hybrid Project” için şu anda toplulukta çalan enstrümanlar hakkında nasıl karar verdiniz? Özellikle, müziğinizde ‘ney’in katkıları ile ilgili düşünceleriniz nedir?

Ney ile ilgili şu anda hala bir öğrenme süreci içindeyim, çünkü ney için daha önce hiçbir partisyon yazmamıştım. Ancak yavaş yavaş neyin erdemleri ve kısıtlamalarıyla ilgili fikir sahibi oluyorum. Ama genel olarak eserlerimi oluşturduğum zaman hangi enstrümanı kullanacağımla ilgili düşünmüyordum. Daha çok aranjman sırasında, hangi enstrümanın hangi duyguyu öne çıkaracağını düşünüyorum ve bu sırada da yeni fikirlere ulaşabiliyorum. Örneğin “Tango Orient” adlı eserin bir kısmını perküsyoncumuz, bir kısmını da ben besteledim. Bu süreç içinde eserin ilk halini duyduğumda sadece güzel bir melodiyle karşılaştım. Fakat, parçanın yapılandırılması ve enstrümantasyon bittikten sonra çok daha farklı bir anlama büründü. Bu eser de, ancak belirli bir süreç sonucunda olgunluğa ulaştı.

Topluluğunuza baktığımızda genel olarak genç müzisyenler gözümüze çarpıyor…

Evet, çalanların çoğu öğrenci. Genç müzisyenler, daha deneyimli olan profesyonellere nazaran daha istekli ve heyecanlı oluyorlar. Ayrıca müziği oturtmak için daha çok çaba harcıyorlar. Tabi ki, profesyoneller müziğe daha çok kendi deneyimlerini ve bilgi birikimlerini aktarabiliyorlar. Ama şu anda çalıştığım genç müzisyenler de gerçekten kısa bir süre içinde çok büyük bir aşama kaydettiler ve gelecekte çok usta müzisyenler olacaklar. Şu anda projenin genel yapısı oturmakta, bir turne sonucunda daha iyi bir performans sergileyeceğimizi düşünüyorum. Sonuçta turne içinde sıklıkla birlikte çalma şansımız oluyor ve bu olanaklar da müziğin gelişmesini ve bizim de birbirimize ve müziğin ruhuna daha çok uyum sağlamamızı sağlıyor.

Donovan Mixon

Donovan Mixon, ayrıca projenin gerçekleşmesi süresince kendisine en çok destek olan kişinin eşi olduğunu özellikle vurguladı. Yaşadığı zorluklar sırasında kendisinin yılmamasını sağlayan eşi Şule Mixon’ın da “The Hybrid Project”in oluşumundaki katkısı çok büyük.

Donovan Mixon’la yaptığımız keyifli sohbeti sırasında gitarıyla “The Hybrid Project”ten çeşitli eserleri yorumlaması da, sohbetimize gerçekten çok büyük bir renk kattı. Kendisi, yaz ayları içerisinde turne hazırlıkları ve albüm kayıtları çalışmaları yürüteceğini ve en kısa zaman içerisinde bu projeyle birlikte canlı performanslar eşliğinde müzik severlerin karşısına çıkmak istediğini belirtti. Biz de Donovan Mixon’u tekrar dinlemek için sabırsızlanmaktayız.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Temmuz 2004 tarihli 35. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar