2003 yılında, İş Sanat‘ta gittiğim bir Michel Camilo konserinin ardından jazz’a karşı olan ilgimi bir adım ileri götürerek, hali hazırda sürekli olarak takip ettiğim Jazz Dergisi‘nde yazmaya karar verdim. Ardından, bu konser hakkında eleştiri yazısı yazarak, Jazz Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni sevgili Zuhal Focan’a gönderdim. Dergide yayınlanan ilk yazılarım ise, 2003 yılının ilk sayısındaki Michael Nyman ve Kerem Görsev konser yazılarıydı. O dönemden itibaren, on yıllık bu süreçte, çok büyük bir zevkle yazmaya devam ediyorum. Ali Sönmez, Hülya Tunçağ, Tunçel Gülsoy gibi jazz dünyasının önde gelen yazarlarıyla tanışma ve çalışma imkanım oldu, onunla birlikte Chick Corea, Herbie Hancock, John McLaughlin, Roy Hargrove, Dave Liebman, James Carter, Ron Carter, Terence Blanchard, Ernie Watts, Alan Broadbent, Önder Focan, Kerem Görsev, Kamil Erdem, Harvie S, Tuluğ Tırpan gibi müzisyenlerle röportajlar yaptım.

Kendi müzikal ve entellektüel gelişimim için çok önemli bir rol oynayan Jazz Dergisi’nde yayımlanan yüze yakın yazımdan bazılarını burada yayınlıyorum.


Kenny Barron, Yaşayan Jazz Efsanesi

Akbank Caz Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da jazz dünyasının en önemli isimlerini İstanbul’a getiriyor ve jazz sevdalılarıyla buluşturuyor. Kenny Barron ve Dave Holland, 31 Ekim Cuma akşamı, İstanbul sanat hayatına yeni katılan mekanlardan biri olan Zorlu Center Performan Sanatları Merkezi’nde, duo projelerini seslendirecekler.

Biz de, Akbank Caz Festivali’nin şerefine, festivalin en önemli katılımcılarından biri olan Kenny Barron’ı dergimizin sayfalarına taşıyoruz. Barron’la konser öncesinde yaptığımız röportajla birlikte, müzisyenin yaşam öyküsüne ve müziğine değineceğiz.

Kenny Barron, geçtiğimiz elli yılın en önemli jazz müzisyenlerinden biri. Yüzlerce kayıtta yer almasının yanı sıra, Dizzy Gillespie, Joe Henderson, Yusef Lateef gibi önemli müzisyenlerle çalmış, kendi projeleri ve çalışmalarıyla da jazz piyanonun en önemli yaşayan isimlerinden biri olmuş. Dokunaklı, duygusal üslubu ve melodileri, liderliğin yanında bir ritim seksiyonundaki sağlamlığı ve eşlikteki başarısı da Barron’ı, albüm kayıtları için aranan isimlerin ilki haline getirmiş []


Danilo Perez ile Children of the Light Trio Sohbeti

Danilo PerezGrammy Ödüllü sanatçı Danilo Perez, günümüzün en etkileyici ve dinamik müzisyenlerinden biri. Dizzy Gillespie ve Jon Hendricks gibi devlerle çalmaya başladığı ve kendini jazz dünyası içinde kanıtladığı günden bu yana, köklerinin de etkisiyle jazz’ı Orta Amerika kültürel öğeleriyle birleştirerek, müzik dimağımızda yepyeni bir boyut açtı. Piyanist, 4 Temmuz Cuma akşamı İstanbul Caz Festivali kapsamında, uzun zamandır Wayne Shorter’ın ekibinde birlikte çaldığı arkadaşları Brian Blade (d) ve John Patitucci (b)’yle birlikte sahne alacak. Üçlü, Children of the Light Trio ismiyle lanse ettikleri projelerinin dünya turnesi kapsamında, İstanbul Erkek Lisesi’nin bahçesinde jazz severlerin karşısında olacak.

Bu vesileyle Danilo Perez, konserden önce sorularımı yanıtladı. Ama röportajımıza geçmeden önce, Danilo Perez’den bahsetmek istiyorum, biraz da biyografik detaylarla birlikte… []


Ece Göksu’yla Yeni Albümü Slow, Hot Wind’i Konuştuk

Ece GöksuEce Göksu’nun, Neşet Ruacan ve Volkan Hürsever’le birlikte kaydettiği ikinci albümü Slow, Hot Wind Ada Müzik etiketiyle Ekim’de piyasya çıkmadan önce Göksu’dan yeni albümünün hikayesini dinledik.

Ece Göksu, sağlam müzik eğitiminin üzerine geliştirdiği üslubuyla sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da yer edinmiş bir sanatçı. Onu İstanbul’da Nardis Jazz Club’da da, New York’ta Metropolitan Room’da da performans sergilerken görebiliyoruz.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı piyano bölümüne 11 yaşında başlayan sanatçı, 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konsevatuvarı’nın piyano bölümünden mezun oldu. Fulbright bursu kazanan Göksu, 2007’de jazz’ın anavatanına, Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek, William Paterson Üniversitesi’nde Nancy Marano, Cecil Bridgewater ve Mulgrew Miller, Jay Clayton, Roberta Gambarini gibi jazz’ın önemli isimleriyle çalıştı []


Ravi Coltrane’den Spirit Fiction

Ravi ColtraneÜnlü saksafoncu Ravi Coltrane 16 Mayıs tarihinde İş Sanat’ta konser vermek üzere ülkemize misafir olacak. En son albümü Spirit Fiction turnesinin bir ayağı olan bu konserde Coltrane’e, piyanoda David Virelles, davulda Jonathan Blake, kontrbasta ise Dezron Douglas eşlik edecek.

Coltrane, taşıdığı soyadın hakkını verir şekilde, günümüzün en önemli saksafon sanatçılarından biri. Sadece yorumcu değil, besteci, prodüktör ve bağımsız bir plak şirketinin kurucusu; çok yönlü bir sanatçı. 1997’de kendi liderliğinde yayınladığı ilk album olan Moving Pictures’dan bu yana, müzik dünyasındaki rüştünü ispatlayan Coltrane, günümüzün en önemli doğaçlama ustalarından biri.

Ravi Coltrane, jazz’ın efsanevi müzisyenlerinden biri olan John Coltrane ve piyanist Alice Coltrane’in oğlu. Ravi, henüz iki yaşındayken babasını kaybetmiş ve onunla hiç çalışma fırsatını bulamamış olsa da, ailesinden gelen genleri, kuvvetli bir çalışma etiğiyle birleşmiş, günümüzün en önemli saksafon sanatçılarından biri haline getirmiş onu []


Ibrahim Maalouf, Fransa’dan Gelen Arap Baharı

Ibrahim MaaloufSon yıllarda sık sık ülkemizi ziyaret eden ve buradaki müzikseverler tarafından yoğun sevgi ve ilgi gören Ibrahim Maalouf, 11 Şubat akşamında Babylon’da sahne alacak. İçinde yoğrulduğu kültürü müziğine yansıtan, besteleri, enstrümanı, stili ve albümleriyle çok orijinal bir müzikal karaktere sahip olan müzisyen, konserde Illusions projesini seslendirecek. Maalouf’a bu gecede kalabalık bir ekip eşlik edecek: Yann Martin (trompet), Youenn Le Cam (trompet), Martin Saccardy (trompet), François Delporte (gitar), Rank Woste (klavye),  Xavier Roge (davul) ve Laurent David (bas).

Biz de bu konseri fırsat bilerek, Ibrahim Maalouf’u sizlere tanıtmak istedik. Hem hikayesini anlatacak, hem de daha önce çeşitli yayınlara verdiği röportajlardan alıntılar yaparak, müziğinin nereden gelip, nereye gittiğiyle ilgili tespitlerde bulunacağız []


23. Akbank Caz Festivali’nin Konuğu Grammy’li Sanatçı Cassandra Wilson

Cassandra Wilson, 25 Eylül-12 Ekim tarihleri arasında gerçekleşmekte olan 23. Akbank Caz Festivali’nin en önemli konuklarından. Harriet Tubman topluluğuyla birlikte çıktığı “Black Sun” turnesinin İstanbul ayağında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda jazz severlerle buluşacak olan Wilson’a bu gecede Brandon Ross (g, v), Melvin Gibbs (b) ve JT Lewis (d) eşlik edecek.

Ben de, Wilson’ın 6 Ekim akşamında gerçekleşecek olan konserini fırsat bilerek, iki Grammy ödüllü bu özel müzisyenin geçmişi ve müzik kariyerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Besteci, söz yazarı, vokalist, gitarist Cassandra Wilson’ın başarılar dolu kariyerinin yanı sıra, biraz da müzik anlayışını kavramak, kuşkusuz müziğini daha da anlamak ve sevmek için bize yol gösterici olacaktır []


Burak Bedikyan’la Yeni Albümü Circle Of Life Üzerine

Burak Bedikyan, ilk albümü Circle of Life’ı geçtiğimiz aylarda yayınladı. New York’ta kaydedilen albüm, tek kelimeyle dünya standartlarında bir yapıt olmuş. Şimdiye kadar The Guardian, Financial Times gibi prestijli İngiliz yayınlarının yanı sıra, uluslararası jazz dünyasında sözü çok geçen eleştirmenler ve blogger’lardan da çok olumlu yorumlar alan Bedikyan’ın Circle of Life’ını, henüz Türkiye’de piyasada olmasa da, Amazon’dan edinmek mümkün.

2012 yılının Nisan ayında kaydedilen bu albümde Bedikyan’a dünya çapında bir kadro eşlik ediyor: Chris Potter (s), Peter Washington (b), Bill Stewart (d). Albümün dünya standartlarında olmasının sebeplerinden biri bu line-up iken, başka bir sebebi de Bedikyan’ın besteleri.

Bedikyan’la dört, belki de beş saati aşan bir söyleşi gerçekleştirdik. Circle of Life’ı baştan sona birlikte dinledik, albümle ilgili detaylı sohbet ettik, düşünsel anlamda müzik ve jazz hakkında fikir yürüttük, biraz da Burak’ın kendiyle ilgili vizyonunu tartıştık. Önceden de tanıdığım ve canlı performanslarını da çok beğendiğim bu müzisyenin, sadece albümünden değil, fikirlerinden etkilendim, doğrusu. Uzatmadan, hemen sözü Burak’a aktaralım []


Kerem Görsev: To Bill Evans

kerem görsev to bill evansKerem Görsev’in, ‘hayal kahramanı’ olarak adlandırdığı efsanevi piyanist Bill Evans’a adadığı, To Bill Evans albümü yayınlandı. Quartet West’ten ve Kerem Görsev’in önceki albümü Therapy’den de tanıdığımız Alan Broadbent’in aranjmanlarını ve orkestrasyonunu yaptığı bestelerin kaydı, Mart ayında Prag’da gerçekleşti. Kerem Görsev, Alan Broadbent, Kağan Yıldız ve Ferit Odman’la birlikte Prag Filarmoni Orkestrası da, parçaların kayıtlarında yer aldı.

To Bill Evans, Kerem Görsev için çok önemli ve özel yeri olan bir albüm. Hem, her fırsatta hayranlığını dile getirdiği Bill Evans’ın ruhunu içermesi, onun hissiyatını taşıması, hem de çok sevdiği bir müzisyen olan Alan Broadbent’le çalışmış olması bu albümü daha da özel kılıyor.

Şubat’ta, Broadbent ile uzun bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Önceki sayımızda yer alan bu söyleşide, Broadbent, bana albümle ilgili çok heyecanlı olduğunu söylemiş, Kerem Görsev’le çalışmanın da onun için çok keyifli olduğunu anlatmıştı []


Tuluğ Tırpan’la Trilok Gurtu’nun Son Albümü Spellbound Üzerine

trilok gurtu spellboundTrilok Gurtu’nun en son albümü Spellbound, Avrupa’da piyasaya çıktı. Gurtu’nun kariyeri boyunca en önemli akıl hocalarından biri olan Don Cherry’e ithaf ettiği bu albümün ana kadrosunda, çok yakından tanıdığımız bir isim de yer alıyor: Tuluğ Tırpan.

Tuluğ Tırpan’ın yoğun konser trafiği arasında, evine birkaç saatliğine misafir oldum, onunla birlikte albümü baştan sona dinledik. Albümün yapım ve kayıt sürecini, parçaların hikayelerini, albümde yer alan dünyaca ünlü müzisyenlerle olan ilişkilerini, her zamanki keyifli üslubuyla anlattı Tırpan.

Spellbound, Trilok Gurtu, Tuluğ Tırpan ve Jonathan Cunaido’nun oluşturduğu ana ekibin yanı sıra, Ibrahim Maalouf, Nils Petter Molvaer, Paolo Fresu, Matthias Höfs ve Ambrose Akinmusire gibi dünyanın en önde gelen trompet ustalarını konuk ediyor. Trilok Gurtu’nun liderliğinde ve Tuluğ Tırpan’ın organizasyonu eşliğinde çalan tüm müzisyenler, albüme kendi imzalarını atmış []


30 Nisan Uluslararası Jazz Günü, 2013

jazz130 Nisan’da, jazz’ın dünya başkenti İstanbul’du. Uluslararası Jazz Günü, dünyanın yüzlerce şehrinde, 24 saat boyunca düzenlenen konserler, sergiler, söyleşiler, atölye çalışmaları, film gösterimleri ve sayısız başka etkinlikle kutlanırken, İstanbul da, son yılların en önemli konserlerinden birine ev sahipliği yaptı.

UNESCO’nun önderliğinde, dünyada kültürlerarası diyalog ve anlayışı artırmak amacıyla geçtiğimiz yıl kutlanmaya başlayan Uluslararası Jazz Günü, Theolious Monk Jazz Enstitüsü’nün de katkılarıyla düzenleniyor. UNESCO İyi Niyet Elçisi Herbie Hancock, hem düzenlediği basın toplantısında, hem de gecenin gala konserinde ilgi çekici bilgiler verdi: 2012 yılında ilk defa kutlanan Uluslararası Jazz Günü’nde jazz, 1 milyar insana ulaştı. Bu yıl ise jazz, 168 ülkede çeşitli aktivitelerle kutlandı []


88 Yaşındaki Roy Haynes, Fountain of Youth’la Nardis’te

RoyHaynesJazz dünyasının dev çınarı Roy Haynes, 5 ve 6 Mayıs akşamlarında Fountain of Youth projesiyle Nardis Jazz Club’a konuk olacak! 88 yaşındaki ünlü davulcu Haynes’in gerçek gençlik iksiriyse, kendine eşlik eden birbirinden yetenekli genç müzisyenler, Jaleel Shaw (ts), Martin Bejerano (p) ve David Wong (b).

Roy Haynes, 1925 yılında Boston’da dünyaya geldi. Müziğe kendi hevesiyle başlayan ve temel anlamda formal müzik eğitimi almayan Haynes, 1942 yılında, 17 yaşında, Boston bölgesinin tanınmış isimleri arasında olan Sabby Lewis, Tom Brown, Pete Brown gibi müzisyenlerle çalarak profesyonel hayata ilk adımını attı.  Ancak, müzisyenin asıl çıkış yaptığı nokta, 1945 yılında dört yıl boyunca Louis Armstrong’un da orkestrasını yöneten Luis Russell’ın topluluğuna katılmasıydı []


Alan Broadbent: Rüyaların Yaratıcısı

09.23.2011 Alan Broadbent Trio, Kitano, New York, Juan Carlos HernandezGörsev, Watts ve Broadbent’le birlikte Ferit Odman ve Kağan Yıldız’ın da yer aldığı topluluğun Cemal Reşit Rey’de, CRR Senfoni Orkestrası eşliğinde başlayan konserler dizisi, İzmir ve Ankara’da devam etti; İstanbul’daki Kanyon Alışveriş Merkezi’nde gerçekleşen quartet konseriyle sona erdi. Bu turnenin bizler için en büyük sürprizi, Kerem Görsev’in yeni albüm haberi oldu. Yıl sonuna doğru piyasada olacağını öğrendiğimiz albümün kaydı, konserler serisinin hemen ardından, Prag’da, Prag Filarmoni Orkestrası’yla birlikte gerçekleşti.

Alan Broadbent’le, Kanyon’da gerçekleştirdikleri konserden bir gün önce, Görsev’in evinde buluştuk. Provalarının hemen hemen sonuna yetişmiştim, ancak on dakika bile olsa, topluluğu canlı canlı dinlemek, benim için büyük bir şans oldu. Hemen ardından Broadbent ile bir araya geldik, kahvelerimizin eşliğinde, samimi bir sohbet gerçekleştirdik []


Nils Landgren: Funk Dolu Bir Gecenin Ardından 4 Kelime: Güven, Özgürlük ve Dans!

nils3Avrupa jazz sahnesinin en etkileyici müzisyenlerinden biri olan Nils Landgren’in önderliğinde kurulan ve yıllar içinde funk janrasının en önemli topluluklarından biri haline gelen Funk Unit, 23 Kasım akşamı müziğiyle Ghetto’yu salladı. Yüksek enerjisini, kaliteli ve yaratıcı bir müzikle birleştiren Funk Unit’teki her müzisyenin yüzünde, yaptığı müzikten aldığı zevk rahatlıkla okunuyordu.

İçten bir müzik funk. İnsanları çenelerini kaşıyıp derin düşüncelere dalmalarından ziyade, dans etmelerini teşvik eden, sıcak bir müzik. Funk Unit de bu olgunun tam göbeğinde, müziğiyle  Ghetto’yu dolduran müzikseverlere harika bir akşam yaşattı. Ekipte Nils Landgren’e Magnum Coltrane Price (b, vo), Jonas Wall (s), Sebastian Studnitzky (keyb., t), Mehmet İkiz (d) ve Mattias Torell (g) eşlik ediyordu.

Dergimiz yazarlarından Can Karakuş ile katıldığımız, ilgiyle dinlediğimiz ve zaman zaman dans ettiğimiz bu konserin ardından, Nils Landgren ve Magnum Coltrane Price’ı  sahne arkasında yakaladık, verdikleri harikulade performans için tebirk ettikten sonra aklımızdaki soruları yönlendirdik […]


Tuluğ Tırpan’la Yeni Albümü Üzerine: My Blue Color

tlg trpnTuluğ Tırpan, geçtiğimiz ay yeni albümü My Blue Color’ı Lin Records etiketiyle yayınladı. My Blue Color, My Red Color ve My Green Color ile başlayan yolculuğun son durağı. Volkan Hürsever ve Ediz Hafızoğlu’nun da katılımıyla birlikte kayıtları İstanbul’da gerçekleştirilen bu yeni trio albümü, Tırpan’a göre, ‘şimdiye kadar açık ara yaptığı en iyi işlerden biri.’

Albümün çıkmasıyla birlikte, biz de düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz buluşmamızı, bir sonbahar sabahında Emirgan’da, Boğaz kıyısında gerçekleştirdik. Bana tüm açıklığıyla yeni albümünü, güncel projelerini, Türkiye’deki jazz dünyasıyla ilgili düşüncelerini anlattı; uzun uzun sohbet ettik. Tuluğ Tırpan, gerçekten çok değerli bir müzik ve sanat insanı. Onunla sohbet etmek, insanı sadece müzikle ilgili değil, dünyayla ilgili temel konular hakkında düşünmeye sevk ediyor []


Hiromi: Japonya’nın Jazz Dünyasındaki En Önemli Temsilcisi

Hiromi_7_Photo_By_Muga_Muyahara_5x7[1]Jazz dünyasının son dönemdeki yükselen yıldızlarından olan Japon piyanist Hiromi, yeni projesini Anthony Jackson ve Simon Philips’le birlikte 22 Ocak akşamı İş Sanat’ta seslendirecek. Hiromi, tam ismiyle Hiromi Uehara, kendi kuşağının en iyi piyanistlerinden. Hem enstrümanına hakimiyeti ve tekniği, hem de besteciliğindeki yenilikçiliği konusunda Oscar Peterson ve Chick Corea gibi efsanelerin takdirini kazanan ve daha 17 yaşındayken Chick Corea ile aynı sahneyi paylaşan müzisyen, henüz 33 yaşında olmasına rağmen, müziğinde ciddi bir olgunluk sergiliyor.

Hiromi, dünya müzik sahnesine çıktığından bu yana, jazz’ın sınırlarını esnetiyor, heavy metal, R&B ve rock gibi farklı janrlardan aldığı ilhamı bir potada eriterek orijinal sound ve fikirlerden oluşan bir üslup ortaya çıkarıyor. Hiromi’nin müzikal anlamdaki orijinal kimliği, hem Japonya’da, hem de Amerika’da kendisine birçok ödül kazandırdı ve müzik otoriteleri tarafından olumlu eleştiriler almasını sağladı []


Terence Blanchard’la Her Kelimesi Değerli Bir Sohbet

terencheeTerence Blanchard, 13 ve 14 Kasım akşamları Nardis Jazz Club’da sahne aldı ve doğrusu bizlere uzun zamandır Türkiye’de şahit olmadığımız bir jazz ziyafeti yaşattı. Müzikal dehası çok üst seviyelerde olan Blanchard, kendine eşlik eden birbirinden yetenekli ve cesur dört genç müzisyenle birlikte – Brice Winston (s), Fabian Almazon (p), Kendrick Scott (d), Joshua Crumbly (b), akıl sınırlarını zorlayacak güzellikte bir performans sergiledi. Jazz dünyasında fikirlerine, müziğine ve eğitmen kimliğine neden bu kadar saygı duyulduğunu notalarıyla bize gösterdi.

Heyecan ve enerji dolu ilk konserin ardından, Blanchard’la uzun bir röportaj gerçekleştirme fırsatım oldu. Her soruma, tüm açık sözlülüğüyle yanıt veren bu üstatla yaptığım röportaj, benim de geçtiğimiz on yılda gerçekleştirdiğim en keyifli müzik sohbetlerinden biriydi kuşkusuz []


Ernie Watts: “Benim için önemli olan, sevdiğim müzikleri çalmak.”

Ernie WattsNardis Jazz Club, geçtiğimiz ay günümüz jazz dünyasının en önemli müzisyenlerinden birini, elli yıllık müzik kariyerinde hem tekniği, hem de sound’uyla kalplerimizde ayrı bir yeri olan Ernie Watts’ı ağırladı. Watts, piyanoda Christof Saenger, basta Rudi Engel ve davulda Heinrich Koebberling’den oluşan quartet’iyle birlikte çıktığı turnenin İstanbul ayağında, kısa süre önce kaydettikleri Oasis albümünden eserleri seslendirdi.

Konserlerin enerjisi çok yüksekti; dörtlü, eklektik bir repertuar seçmişti. Hem kendi bestelerini seslendirdiler, hem de Charlie Parker, Dizzie Gillespie ve John Coltrane’den bebop ve post-bop örnekleri çaldılar.

İlk konserden önce Ernie Watts’la görüşme fırsatım oldu. Müzisyen, röportajımızda hem müzik geçmişiyle, hem de yaşam ve müzik felsefesiyle ilgili tespitlerde bulundu. Watts, her soruya düşünerek cevap verdi; lafı döndürüp dolaştırmadı, rafine yaşam ve müzik anlayışını, kendini anlatırken kullandığı sözcük seçimlerinde de yansıttı []


Terence Blanchard, Nardis Jazz Club’da!

Terence-Blanchard......Günümüz jazz dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Blanchard, 13 ve 14 Kasım akşamları Nardis Jazz Club’da sahne alıyor. Blanchard’ın Türkiye’ye geleceğini ve Nardis Jazz Club’da konser vereceğini duyduğumda çok heyecanlandım. Hem film müziklerini, hem de jazz ağırlıklı kayıtlarını sıklıkla dinlediğim ve her yeni projesini yakından takip ettiğim bu müzisyeni canlı dinleyecek olmak; bir konser salonunda değil, müzisyen – dinleyici iletişiminin çok daha yoğun olduğu Nardis Jazz Club’da dinleyecek olmak, bir jazz sever olarak beni çok sevindirdi []


Esperanza Spalding, Yılın En İyi Çıkış Yapan Sanatçısı

esprnzaaİstanbul Caz Festivali, 19. yılında çok iyi bir kadroyla jazz dinleyicilerinin karşısında. Hatta benim uzun süredir canlı izlemeyi beklediğim Keith Jarrett Trio’nun İstanbul’a gelecek olması, eminim ki benim gibi tüm jazz severleri de heyecanlandırmıştır. Ancak, kuşkusuz festivalin en dikkat çeken, en değerli isimlerinden biri de benim de hayranlıkla izlediğim ve dinlediğim Esperanza Spalding.

Esperanza Spalding, günümüzde jazz dünyasının parlayan yıldızlarından biri. Virtüöz seviyesindeki bas tekniğinin ve pürüssüz vokalinin yanı sıra, bestecilik ve liderlik de yapan Spalding, henüz 28 yaşında olmasına rağmen, defalarca dünya turnesine çıktı, dünyanın en önemli konser salonlarında çaldı ve kendi liderliğinde 4 albüm kaydetti. Spalding, geçtiğimiz yıl hem kendi kariyeri açısından, hem de jazz dünyası adına bir ilki gerçekleştirdi; tüm dünyada genç kızların sevgilisi olan Justin Bieber’in ve İngiliz grup Florence & The Machine’in de aday olduğu Yılın En İyi Çıkış Yapan Sanatçısı dalında Grammy Ödülü’nü kazandı []


Esperanza Spalding’in Yeni Albümü: Radio Music Society

esperanzaa

Gözlerinizi kapatın, yolda, trafikte olduğunuzu hayal edin (ki sanırım İstanbullu okurlarımız için bu hiç de zor olmasa gerek!), radyoyu açıyorsunuz ve radyoda birbirinden keyifli, neşe dolu, ama bir o kadar da kaliteli müzikler çalıyor. Trafikten, ya da günlük dertlerinizden bunalsanız bile, bu güzel müzik sizi mutlu etmez mi? Esperanza Spalding de, Radio Music Society ile tam olarak bunu amaçlıyor.

Açılış şarkısı olan Radio Song, hem sözleri, hem de konseptiyle, albümün geri kalanıyla ilgili güzel bir işaret veriyor. Benim en sevdiğim şarkılardan biri olan, kontrpuanlı akorlarla dolu Cinnamon Tree, aslında bir tarçın ağacına yazılmış bir güzelleme. Spalding’in bir arkadaşına, onu mutlu etmek için yazdığı bu şarkı, öte yandan dostlar arasındaki sevgiyi de öne çıkarıyor. Hold On Me, gerçekleşmeyen aşklar için yazılmış bir parça. Spalding’in albümde dinlemeyi en sevdiği şarkı olan Crowned and Kissed, Kral Artur ve Midas Kralı’na göndermeler yapıyor ve günümüzde sıradan hayatlar yaşayan ve sıradan işler yapan bizleri tebrik ve takdir eden bir parça []


Esbjörn Svensson Trio’nun Son Albümü: 301

esbjörn trioEsbjörn Svensson’un acı bir şekilde aramızdan ayrılışının dördüncü yılında, Esbjörn Svensson Trio, son albümü olan 301’i yayımladı.

2007 yılında, Sydney’deki 301 isimli stüdyoda yaptıkları 9 saatlik kaydın, Leucocyte albümünde yayımlanmayan parçalarını içeren, grup doğaçlamaları ve yoğun ses dokularıyla dolu 301, EST hayranları için kaçırılmaması gereken bir kayıt. Svensson’un güçlü sol el tekniği, Östrom’un elektronik müzik vari davul stili ve Berglund’un distortion dolu seslerle bezenmiş kontrbas sound’u, 301’i, Leucocyte’la ortak bir konsept ve tema çevresinde birleştiriyor. EST’nin ilk albümünden itibaren gelişen sound anlayışı, 301’de bir adım daha ilerliyor. Topluluk, son kez hayranlarının karşısına çıkarken, veda niteliğindeki bu stüdyo albümünde, müzikal yolculuklarının doruk noktasına çıktıklarını açık bir şekilde gösteriyor []


Roy Hargrove: “Sadece Tanrı’dan Gelenleri Dışavuruyorum”

roy hargrove 11

Sadece çalıyorum. O anda hangi notayı çaldığımı düşünmüyor, sadece Tanrı’dan gelenleri dışavuruyorum. Çalarken, kendimi saf ve açık tutmaya çalışıyorum. Bütün etkilere, ilhamlara kendimi açıyorum, elimden geldiği kadar spontan olmaya çalışıyorum ve dinleyicilerle olan etkileşimin beni yeni bir yere götürmesini bekliyorum.

Roy Hargrove’un müziğini anlamamız için belki de en iyi yöntem, onun bu sözlerine kulak vermek ve müziğinin derinliklerindeki üç öğeyi anlamak: Spontanlık, özgürlük, özgünlük.


Brad Mehldau: Doğaçlama, Ölümsüzlüğün Teyididir

Brad Mehldau ...11Özellikle son on yıl boyunca neredeyse her sene ülkemizde konser veren Brad Mehldau, 8 Mart’ta, İş Sanat’ta Larry Grenadier (b) ve Jeff Ballard (d) ile birlikte İstanbul’a konuk olacak. Brad Mehldau Trio, son 17 yıldır jazz dünyasındaki yerini koruyor; jazz dinleyicilerinin ve daha geniş bir müziksever kitlesinin ilgiyle takip ettiği, ama onun da ötesinde, bence günümüzün en sağlam, yaratıcı, ve jazz anlayışını klasik piyano triosu normları ekseninde geliştiren, ileriye taşıyan bir topluluk. Brad Mehldau ise, benim de hem dinlemekten çok büyük keyif aldığım, konserlerini ve kayıtlarını yakından takip ettiğim, ayrıca müzik yazılarını okurken de çok şey öğrendiğim bir müzik ve kültür insanı. Yeni yıldaki bu konseri fırsat bilerek, Brad Mehldau’nun hayatı ve müzik kariyeriyle ilgili bir yazı yazmak, Mehldau’nun müzikal anlayışını anlamak ve icra ettiği müzikle bir araya getirmek açısından benim için çok aydınlatıcı bir tecrübe oldu; umarım sizin için de olur []


Hiç Yayınlanmamış Miles Davis Röportajı, Jazzwise

Miles DavisMiles Davis’in aramızdan ayrılışının yirminci yılı, aynı zamanda Davis’in son başyapıtlarından biri olan, jazzda yeni bir dönemin de başlangıcına işaret eden Tutu albümünün 25. yılına denk geliyor. Bu vesileyle, İngiltere’nin ünlü jazz dergisi Jazzwise, Mayıs sayısında Tutu ve Miles Davis üzerine özel bir dosya yazısı hazırladı, Tutu’ya hem besteleri hem de performansıyla büyük katkıda bulunan Marcus Miller ile bir röportaj gerçekleştirdi ve yıllar önce Miles Davis’le yapılan, ancak şimdiye kadar hiç yayınlanmamış başka bir röportajı da ilk defa okuyucularla buluşturdu.

16. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde Herbie Hancock, Wayne Shorter ve Marcus Miller gibi önemli müzisyenlerin, anısına bir anma gecesi düzenlediği Miles Davis’in hayatı ve jazz dünyası için taşıdığı önemi detaylı bir şekilde anlatan bir yazıya geçtiğimiz sayımızda yer vermiştik. Bu sayımızda ise, buradan Miles Davis’e bir kez daha selam gönderiyor, Jazzwise’in yayınladığı bu özel dosya yazısını çevirerek sizlere sunuyoruz []


Jason Moran ve Charles Lloyd, Akbank Caz Festivali’nin Gerçek Yıldızları

charles-and-jason21. Akbank Caz Festivali’nin en çok ses getiren olayı Isabelle Geffroy, nam-i diğer ZAZ’ın vereceği konser olsa da, festivalin gerçek anlamıyla “jazz” olan, bence Arild Andersen, Ray Gelato ve Avishai Cohen konserleriyle birlikte, en kuvvetli performanslarından biri, kuşkusuz Charles Lloyd’un “New Quartet”i olacak. 23 Ekim Pazar akşamüstü, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek olan bu konserin yıldızları birbirinden ilgi çekici: Müzik kariyeri boyunca yaptığı içsel yolculuk ve müzik insanlığı da müziği kadar kendine özgü olan, son yirmi yılın yeniden çıkış yakalayan müzisyenlerden biri, besteci ve grup lideri Charles Lloyd, genç yaştan itibaren hem dinleyicilerin, hem de yorumcuların ilgisini çeken, kiminin sevgisini, kiminin de nefretini kazanan, isyankar piyanist Jason Moran, kendi kuşağının en yetenekli ve yaratıcı davulcularından biri olarak görülen Eric Harland ve yine son yıllarda hem besteci, hem de yorumcu kimliğiyle adından söz ettirmeyi başaran Reuben Rogers []


Miles Davis: Jazz’ın Seyrini Defalarca Değiştiren Efsane

00d/37/arve/g2465/095Bu yıl, 16. Uluslarası İstanbul Caz Festivali’nde, çok özel bir anma gecesi yer alıyor: ‘Tribute to Miles’. Miles Davis’in aramızdan ayrılışının 20. yılı olması nedeniyle gerçekleşen konser, adeta bir yıldızlar geçidine ev sahipliği yapacak. Davis’le, henüz gençken tanışmış, onun çeşitli topluluklarında çalmış, Davis okulunda yetişmiş birbirinden değerli dünyaca ünlü üç müzisyenin, Herbie Hancock, Marcus Miller ve Wayne Shorter’ın önderliğindeki, müzik direktörlüğünü Marcus Miller’ın üstlendiği topluluk, 7 Temmuz akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Konserde, bu üçlüye trompette Sean Jones ve davulda Sean Rickman de eşlik edecek. Bence İstanbul Caz Festivali’nin en önemli konseri olan bu gecenin başka bir özelliği de, ‘Tribute to Miles’ projesinin dünya prömiyeri olması…

Bu vesileyle, bu sefer konserde çalanların değil, jazz dünyasının gelmiş geçmiş en büyük müzik insanlarından biri olan Miles Davis’in, bugün bizim için, jazz dünyası için ne ifade ettiğini birlikte araştıracak, bazı sorulara cevaplar bulmaya çalışacağız. Miles Davis’in hayat hikayesini yazmaya çalışsam bu satırlara sığmaz elbette. O yüzden, hayat hikayesinin kısa bir özetiyle birlikte hem jazz dünyası, hem de müzik dünyası üzerinde yarattığı etkiyi ve bu etkinin günümüzdeki izlenimlerini incelemeye, bazı önemli sorulara cevaplar bulmaya çalışacağım: Nasıl Miles Davis, Miles Davis oldu? Kariyerindeki başarı dolu yıllara ödülleri sığdırırken, kişiliğiyle ve müziğiyle bizlere neyi anlatmaya çalıştı? Sadece besteci veya yorumcu olmasının ötesinde, bir eğitmen, bir mentor olan Davis’in okulunda, bugün tanıdığımız, bildiğimiz kimler yetişti? []


Saxophone Summit: Dave Liebman’la Telefonda

saxophone summitBir jazz topluluğu hayal edin: Bas, davul ve piyanodan oluşan ritim grubunun yanında, üç saksafon… Hep bir ağızdan, daha önce hiçbir yerde duymadığınız melodiler haykırıyorlar, sizi birbiri üzerine binen ses katmanları arasında kendi başınıza bir seyahate çıkarıyorlar, ses bulutundan ses bulutuna geçerken, büyük bir kakofoninin ortasında buluyorsunuz kendinizi bir anda. Sonra yavaş yavaş lirik bir melodi sarıyor ve yolculuğunuzun sonuna doğru gözlerinizi açtığınızda ise sizi Joe Lovano, Dave Liebman ve Ravi Coltrane karşılıyor.

Sanatsal değerinin yanında, dinleyicileri derinden etkileme kabiliyetine sahip, müziğin arkasında ciddi düşünceler barındıran bir topluluk Saxophone Summit. 1997 yılından beri birlikte çalan, her biri kendi enstrümanının üstadı olan müzisyenlerden oluşan topluluk, 9 Kasım akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilerin karşısına çıkacak []


“Zormuş Piyano Konçertosu Yazmak.” – Tuluğ Tırpan

Tulug_Tirpan“Tüm bunları nasıl yazacaksın?” dedi Tuluğ Tırpan ayağa kalktığımızda. Ben de, “Merak etmeyin, ucundan tutarım elbette, ortaya çok güzel bir yazı çıkacak” derken bir an için düşündüm: “Hakikaten, o kadar çok şey konuştuk ki… Çok güzel bir sohbet oldu, gerçekten çok derin konulara değindik. Bu süre boyunca sadece müzik yapan birisiyle değil, aynı zamanda düşünen ve gerçek anlamıyla kendi felsefesi olan birisiyle konuştum. Ama yine de, yine de nereden başlayacağım yazmaya?”

Sohbetimizin en etkileyici hikayelerinden biriyle başlamak, oradan başa dönmek, sonra da aralıklarla Tırpan’ın etkileyici düşüncelerine yer vermek, müziği yeniden yorumlamak, müzikle, jazzla ilgili bildiklerinizi sorgulatmak, sizleri düşündürmek ve daha çok düşündürmek istiyorum. Önce Tırpan’dan kısa bir anekdot []


Açıkhava Sahnesi’nde Bir Efsane: Tonny Bennett

Tony Bennett: Glasgow, 2003Kimi sanatçılar, yenilikler yaptıkları, bir dönemi kapatarak, yeni başlangıçlara imza attıkları, sanata, sanata bakış açısına, ya da insanların algı dünyasına yepyeni bir soluk getirdikleri için efsaneleşirler. Kimileri ise – elbette sanatçılar derken müzisyenler, hatta jazz müzisyenleri özelinde bakıyoruz – bildikleri doğruları savunarak, onlara sıkı sıkıya bağlı kalarak, toplumun iyiye, doğruya, kaliteliye olan özleminin sesi olarak efsaneleşir. İşte tam da bu tanımlamayı yaparken, akla Anthony Dominick Benedetto’nun, ya da hepimizin bildiği adıyla Tony Bennett’in gelmesi kaçınılmaz oluyor. Çünkü o, altmış yılı aşkın müzik kariyerinde hep bildiği doğruları savunmuş ve bu doğrulara bağlı kalarak kariyerini yeniden, tekrardan yaratmış gerçek bir efsane.

Tony Bennett, bunca yıl boyunca yüzlerce konser verdi; dinleyenleriyle, sevdikleriyle her ortamda sıcak ilişiler kurmaktan, müziğinde ve yaşamında dürüst ve doğru olmaya çalışmaktan hiçbir zaman bıkıp usanmadı. Ve bugün, karşımızda en yalın anlamıyla bir efsane var. Günümüzün ve jazz tarihinin en saygı değer vokalistlerinden biri olmanın ötesinde, hayatın tesadüflere bırakılmayacağının, gerçek şansın gelmesi için çalışmak, hatta çok çalışmak ve her zaman için olumlu kalmak gerektiğinin canlı bir kanıtı Bennett []


Caz Festivali’nin Bombası: Stanley Clarke Band feat. Hiromi

stanleyclarke17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin başka bir ilgi çekici etkinliği de Stanley Clarke topluluğunun,  Hiromi’yle birlikte 8 Temmuz akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde vereceği konser olacak. Elektrik bas üslubunu kendine has tarzıyla yenileyen, aynı zamanda birçok genç basçıya ilham kaynağı olan, özellikle 1970’lerdeki fusion döneminden bu yana önemli müzikal projelerde yer alan Stanley Clark ve topluluğuna, bu konserde son dönemlerin en yenilikçi müzisyenlerinden, genç piyanist Hiromi eşlik edecek.

Stanley Clarke da, Hiromi de, festival takipçilerinin aşina olduğu isimler: Stanley Clarke, kendisinden sonraki jenerasyondaki en büyük elektrik bas üstadları olan Marcus Miler ve Victor Wooten ile birlikte, geçtiğimiz yıl 16. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde SMV projesini çalmıştı. Hiromi ise 2005 yılında 12. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde, kendi triosuyla birlikte bir konser vermişti []


İş Sanat’ta Romantik Bir Ay: Mariza ve Diego El Cigala

diegoSoğuk bir başlangıç yaptık 2010’a. Ancak, soğuk, kar ve buzun hayatımızı derinden etkilediği bu günlerde, Batı Akdeniz’den sıcak esintilerle geldi kalbimizi ısıtacak iki bambaşka müzisyen: Mariza ve Diego El Cigala.

İş Sanat’ın ev sahipliği yaptığı konserler, kelimenin tam anlamıyla tıklım tıklımdı. Türkiye’de çok popüler olan bu sanatçıların biletleri haftalar öncesinden bitmiş, konser günü geldikçe henüz bilet alamamış olan müzikseverler yoğun bir davetiye arayışına girmişti.

“Eu canto um país sem fim / O mar, a terra, o meu fado” (*)

Portekiz’in efsanevi divası Amalia Rodrigues’in dünyaya tanıttığı fado’nun günümüzdeki temsilcisi Mariza, kendine has sesi ve yorumuyla bizi bambaşka bir aleme götürdü. Atlantik kıyılarından gelen tuzlu deniz kokusunu, Afrika’nın sıcak rüzgarlarını, Mağriplilerin yanık tenini,  aşkın ve tutkunun acısını ve kaderin kendisini anlattı []


Joshua Redman ve Aaron Parks’la Kulis Sohbetleri: James Farm

Joshua Redman, Joshua Redman TrioZaman değişiyor, dünya değişiyor. Dünya değiştikçe de, yaşam tarzlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz farklılaşıyor; dünyayı algılama tarzımız ve algıladıklarımızı tekrar dışa vurum şekillerimiz ve yöntemlerimiz değişiyor. Bununla birlikte de müzik değişiyor. Müziği dinleme şeklimiz de değişiyor, müzisyenlerin çalma şekli de… Tüm bu değişimin bir parçası olarak, jazz da değişiyor elbette.

Joshua Redman, bu değişimin öncülerinden. Teknik olarak, sound olarak, ya da ritim olarak değil belki, ancak düşünce biçimi olarak jazzı ileriye taşıyan, geleneksel köklerinden ayırmadan, yeniden yorumlayan bir müzisyen. Redman’ı farklılaştıran, bir anlamda çağdaşları arasındaki önderlerden biri haline getiren solo yapma yeteneği, besteciliği, ya da müziğindeki teknoloji kullanımı değil []


John McLaughlin’le Müzik, Aşk ve Varoluşun Büyük Paradoksu Üzerine

john mc laughlinEn son Remember Shakti projesiyle, Zakir Hussain ve kendi önderliğindeki bir toplulukla ülkemize konuk olan John McLaughlin, bu kez bambaşka bir ekiple ve bambaşka bir sound’la 18 Mayıs Salı akşamı İş Sanat’ta sahne alacak. Usta gitarist, Fourth Dimension projesiyle, retrospektif bir bakış açısı sergileyecek ve tüm müzik yaşamı boyunca yaşadıklarını, hissettiklerini, edindiği tecrübeleri, bütünsel bir anlayışla bir araya getirerek bizlere sunacak. McLaughlin’e bu konserde, Fourth Dimension ekibini oluşturan Gary Husband (keyboard ve davul), Etienne M’Bappe (bas gitar) ve Mark Mondesir (davul) eşlik edecek.

McLaughlin’in, müzisyenlik vasıfları olduğu kadar, insani vasıfları da son derece üstün. Müzisyen, yıllar boyunca, yaşamın anlamını aramış, kendi ruhunu zenginleştirme yolunda sorgulamalardan kaçınmamış, farklı spiritüel alanlarda araştırmalar yapmış, insan yaşamı ve sonrasıyla ilgili birbirinden farklı bakış açılarını incelemiş, bunlar hakkında düşünmüş ve bir kısmını uygulayarak kendi gerçekliğini oluşturmuş, kendi yolunu çizmiş. Ve bugün hem kendi spiritüelliği, hem de müzisyenliği açısından olgunluğa erişmiş, bu olgunluğunun yanı sıra da insanüstü bir alçakgönüllülüğe sahip []


Keith Jarrett Trio’dan Yeni Bir Canlı Kayıt: Yesterdays

keith-jarrett-trioKeith Jarrett, Gary Peacock ve Jack DeJohnette, jazz standartlarını bıkmadan, sıkılmadan çalmaya ve bizleri şaşırtmaya devam ediyorlar. Her seferinde birbirinden heyecan verici yorumlar sunan, yorumladıkları her standarda yepyeni lezzetler katan, üstün yaratıcı zekalarını standartların sağladığı kalıplar içinde yeşerten topluluk, 25 yıldır jazz dünyasına meyve vermeye devam ediyor.

2009’un başında yayınlanan Yesterdays, topluluğun 2001 yılında çıktıkları dünya turnesi sırasında kaydedilen dördüncü albüm. Daha önce The Out-of-Towners, Always Let Me Go ve My Foolish Heart’ta, trionun standart repertuarını yeniden keşfetmesini izlemiştik. Yesterdays ise, bittikçe baştan tekrar dinlemek istediğiniz, bazı şarkıları başa sardığınız ve tekrar tekrar dinlediğiniz, her dinlediğinizde farklı keşifler yaptığınız albümlerden biri []


Joshua Redman, Yale’den New York Kulüplerine Uzanan Hikaye

Joshua_RedmanJoshua Redman, geçtiğimiz asrın son on yılında tanıştığımız ve hem artistik yetenekleri çok güçlü, hem de jazz geleneğinin temelini bize yeni bir formda yaşatan bir müzisyen. Her albümünü merakla beklediğimiz, akustik projelerin yanı sıra, sıra dışı elektronik işler de yapan, yorumculuğu kadar besteciliğiyle de çok kısa zamanda jazz dünyasının beğenisini kazanan Redman, 6 Şubat tarihinde İş Sanat’ta James’ Farm projesiyle sahne alacak. Bu projede, Redman’a genç neslin en az kendisi kadar yetenekli müzisyenleri eşlik edecek. Piyanoda Aaron Parks, basta Matt Penman, davulda ise henüz birkaç ay önce yine İş Sanat’ta sahne alan Overtone Quartet ile harikalar yaratan Eric Harland yer alacak.

Müzisyenlerin özelikle festivaller için oluşturduğu topluluklar, birkaç konserden sonra ya dağılıyor, ya da iyi bir sinerji yakalandığında proje başarıyla sürdürülebiliyor. James’ Farm da 2009 Montreal Jazz Festivali için oluşturulmuş ve festivaldeki başarısının ardından tekrar bir araya gelerek dünya turnesine çıkmış bir proje. Aslında ortada James diye birisi yok, sadece tüm müzisyenlerin isimlerinin ilk harflerini yan yana koyunca James ile tanışabiliyoruz. James’in çiftliğinde kimlerin yaşadığını, neler olup bittiğini, hangi melodilerin, fikirlerin, seslerin, duyguların olduğunu ise, Redman ve arkadaşları bize İş Sanat’ta ilk ağızdan anlatacak []


Harvie Swartz, ya da Harvie S: New York’ta Bir Bas Efsanesi

harvie s...Harvie S, gerçek ismiyle , günümüzde jazz dünyasındaki en iyi basçılardan biri. Onun da ötesinde, hem eğitmenliği, hem besteciliği ve yorumculuğu, hem de insani vasıflarıyla eşine çok az rastlayabileceğiniz bir müzisyen. 40 yıllık kariyeri boyunca Stan Getz, Chet Baker, Dexter Gordon, Tony Bennett, Ray Baretto, Michael Brecker, Paquito D’Rivera, Gil Evans, Art Farmer, Jim Hall, Lee Konitz, Yusef Lateef, Dave Liebman, Joe Lovano, Pat Metheny, Paul Motion, Danilo Perez, Maria Schneider, Zoot Sims, Toots Thielemans, Phil Woods ve daha birçok müzisyenle albüm kaydetti, konser verdi, kendi liderliğinde de birçok projeye imza attı.

Harvie S, geçtiğimiz Aralık ayında, bir hafta boyunca Nardis Jazz Club’a konuk oldu, her akşam başka bir line-up ile birbirinden güzel altı konser verdi. Bu konserlerden birkaçını izledim; onun da ötesinde, İstanbul’daki son konserinden birkaç saat önce çok keyifli bir röportaj yaptık. Harvie S, içten ve çok rahat; çalarken de konuşurken de karşısındakini rahatlatan, neşelendiren birisi. Kendi yaşam öyküsünü ve müziğini anlatırken de hiç duraksamayan müzisyen, ara sıra “Harvie S yazarken, lütfen ‘S’den sonra nokta koyma, bir de ismimin sonunu ‘ey’ olarak değil ‘ie’ olarak yazmalısın” diye hatırlatmalarda bulundu []


Dave Holland’la, Overtone Quartet Üzerine Kısa Bir Söyleşi

Son zamanlarda kaçırdığıma en çok üzüldüğüm konserdi Overtone Quartet. Yıllardır hayranlıkla dinlediğim, takip ettiğim, projelerini, yapıtlarını ilgiyle izlediğim Dave Holland, genç kuşağın en yetenekli ve birbirinden ilginç müzikal anlayışlara sahip olan müzisyenleriyle birlikte İstanbul’da, İş Sanat’taydı. Eric Harland, Chris Potter ve Jason Moran, eminim ki Holland’la birlikte ortak doğaçlamalara imza atarken hem keyif alıyorlardı, hem de dinleyenlerini heyecanlara zerk edecek ışıltılı anlar yaratmaktaydılar. Overtone Quartet, İstanbul dinleyicisiyle sımsıcak bir yakınlık kurarken ve jazz severlere benzersiz bir tecrübe yaşatırken, ben de son günlerin en popüler hastalığıyla boğuşuyordum; yani domuz gribinden muzdariptim []


Overtone Quartet: Dave Holland, Jason Moran, Eric Harland, Chris Potter

İş Sanat Kültür Merkezi, 21 Kasım akşamı yepyeni, taptaze bir projeye ev sahipliği yapacak: Overtone Quartet. Dave Holland (b), Jason Moran (p), Eric Harland (d) ve Chris Potter (s)’dan oluşan topluluk, sadece birkaç aydır çoğunluğu kendi bestelerinden oluşan yepyeni bir repertuar çalıyor ve ilk turnelerinde yolları İstanbul’dan da geçecek.

2007 yılında Monterey Jazz Festivali’nde, Monterey Dörtlüsü olarak verdikleri konserin ardından, bir araya gelerek sürekli çalacakları bir topluluk kurma fikri ortaya çıktı. Konserden bu yana gerçekleşen tek değişiklik, Monterey’de piyano çalan Gonzalo Rubalcaba’nın yerine, daha sert ve protest yorumu olan Jason Moran’ın gruba katılmasıydı. Overtone Quartet, ilk defa 8 Eylül’de New York’taki ünlü jazz kulübü Blue Note’da dinleyicileriyle buluştu. Ekim ayında başlayacakları turnenin ilk konserleri New York, Philadelphia ve Washington DC’de gerçekleşecek; ardından İstanbul’dan önce, Avrupa’ya geçerek Viyana’da sahne alacaklar []


Önder Focan’la Yeni Albümü 6mm Biometric Üzerine

Besteci ve yorumcu kimliğinin yanı sıra, eğitmenlik ve Uluslararası Jazz Eğitim Birliği (IAJE) üyeliği de yapmış olan müzisyen, yıllar içinde birbirinden çok farklı projelere imza attı, kendine has müzikal kimliğini başarıyla geliştirdi. Blue Note şirketinden albüm çıkaran ilk Türk müzisyen olan Focan, renkli kişiliğini, pozitif enerjisini hem keyifli sohbetlerinde, hem de bestelerinde ve yorumlarında biz dinleyicilere yansıtmaya devam ediyor. Önder Focan, Türkiye’de jazz denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri. Yirmi yılı aşkın zamandır sürdürdüğü profesyonel müzik kariyerinde, ülkemizde jazzın gelişmesi, genç jazz müzisyenlerinin yetişmesi için eşi benzersiz atılımlar gerçekleştirdi.

Önder Focan, önümüzdeki günlerde yeni albümü 36mm Biometric ile bir kez daha Türk jazz severlerle buluşacak. Tüm parçaların Focan tarafından bestelendiği ve düzenlendiği albümde Focan’a trompette Şenova Ülker, tenor saksafonda Engin Recepoğulları, trombonda Hakan Çimenot, akustik basta Erdal Akyol, davulda ise Ediz Hafızoğlu eşlik ediyor []


Joe Lovano’dan Sıradışı Bir Proje: Us Five

Joe LovanoAkbank 19. Caz Festivali’nin en heyecan verici konserlerinden biri Joe Lovano Us Five projesi kuşkusuz. 23 Ekim Cuma akşamı, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleşecek olan konserde, Lovano’ya piyanoda James Weidman, basta Esperanza Spalding, davullarda ise Francisco Mela ve Otis Brown III eşlik edecek. Us Five, hem yapısı itibariyle, hem de çalan müzisyenler itibariyle hem değişik, hem de dinamik bir topluluk. 2007 yılından bu yana aralıklarla birlikte çalan müzisyenlerin gerçekleştirdiği kayıt, 5 Mayıs 2009 tarihinde Blue Note tarafından piyasalar sunuldu. Bu albümün, Lovano’nun Blue Note’tan çıkardığı 21. albüm olduğunu da belirtmek gerekli kuşkusuz.

Folk Art, Lovano’nun Us Five adını verdiği topluluğuyla kaydettiği son albümü. Her biri kendi kariyerinde belli bir noktaya gelmiş, ancak onun ötesinde çok ciddi gelecek vadeden, genç dinamik müzisyenlerle bir araya gelerek kaydettiği bu albümde, Lovano müzikal karakterini açıkça yansıtıyor []


Hank Jones, Müziğin Öğrencisi

Hank Jones, jazz tarihinin, jazz geleneğinin canlı tanıklarından biri olmasının ötesinde, yüzlerce kayıtta, albümde yer alan, uzun yıllar boyunca CBS kanalının kadrolu piyanisti olarak çalışmış olan bir usta. 70 yıllık müzik kariyerinde, geçtiğimiz yüzyılda jazz adına aklımıza gelen isimlerin çok büyük bir bölümüne eşlik etti, çok kısa zamanda herkesin kendi topluluğunda görmek istediği, aranan bir müzisyen oldu. Mississippi’de başlayan müzik yolculuğuna bugün New York’ta devam ediyor, ancak bu süre içinde defalarca ABD’de, Avrupa’da ve tüm dünyada konserler verdi, dünyanın dört bir yanında müzikseverlerle buluştu, müziğini paylaştı.

Usta müzisyen Hank Jones, triosuyla birlikte 9 Kasım akşamı İş Sanat Kültür Merkezi’nde bizlerle buluşacak. Jones’a davulda Willie Jones III, basta ise George Mraz eşlik ediyor olacak. Kuşkusuz gerçek bir jazz ziyafeti bekliyor bizleri []


Tüm Zamanların En Çok Satan Jazz Müzisyeni: George Benson

16. İstanbul Caz Festivali’nin kuşkusuz en büyük yıldızlarından biri George Benson. O, hem renkli kişiliği, hem keyifli müzikal üslubu ve anlayışı, hem de dinleyicilerini etkileme yeteneğiyle, usta bir müzisyen ve de başarılı bir şovmen. Tüm zamanların en çok satan jazz müzisyeni de olan Benson, kariyeri boyunca unutulmayan performanslara imza atmasının yanı sıra, Give Me the Night, Breezin’, On Broadway gibi yine zihinlerde yer eden klasikleri seslendirdi.Benson, 27 Temmuz’da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde, “Unforgettable: Tribute to Nat ‘King’ Cole” projesiyle sahne alacak. Benson’a, bu konserde Filarmonia İstanbul Orkestrası da eşlik edecek. Nat ‘King’ Cole, hem sesiyle, hem de yaptıklarıyla Benson’a önemli bir ilham kaynağı oldu. Yalnızca gitar çalmanın yanı sıra, şarkı söylemeye başlamasında da bir anlamda katkısı olan, Benson için çok mühim bir idol Cole. Bu yüzden, kariyerinde olgunluğa eriştiği bu noktada, Cole şarkıları seslendirecek olması Benson için büyük önem taşıyor []


İyi ki Doğdun Blue Note!

70 yıl önce jazz aşığı bir girişimci olan Alfred Lion tarafından kurulan, 1939’dan bu yana da birbirinden başarılı, yetenekli, özgün ve en önemlisi her biri jazz dünyasına çok büyük yenilikler getiren müzisyenleri bizlerle tanıştıran yegane plak şirketi Blue Note Records, müzikal başarılarının yanı sıra, özellikle geçtiğimiz on yıl içinde satış rakamları olarak da büyük başarılar kazandı. Elbette bu başarının önemli bir payı, şu anda Blue Note Records’ın başında olan Bruce Lundvall’a ait. 2009 yılı, firmanın yetmişinci yılı olmasının yanı sıra, Bruce Lundvall başkanlığında girdiği yeni yapılanmanın da yirmi beşinci yılı olma özelliğini taşıyor. Her iki yıldönümü de önümüzdeki günlerde, konserler, yeni albümler, The Blue Note 7 konseri, kitaplar ve festivallerle tüm dünyada coşkulu bir şekilde kutlanacak.

İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı, big bandlerin dağıldığı, jazz ve müzik endüstrisinin eskisi kadar parlak olmadığı bir dönemde bağımsız, küçük ve idealist bir plak şirketi olarak kurulan Blue Note Records, yıllar süren yolculuğu sırasında büyüdü ve dünya çapında bilinen, uluslararası başarılara imza atan bir firma haline geldi []


Charles Lloyd: Yeniden Doğuşun Hikayesi

İş Sanat’ın 2009 yılı programının en iyi konserlerinden biri Charles Lloyd New Quartet olacak kuşkusuz. 1 Nisan akşamı gerçekleşecek olan konserde Lloyd’a, çağımızın yetenekli genç müzisyenlerinden Jason Moran (p), Reuben Rogers (b) ve Eric Harland (d) eşlik edecek.

Birkaç yıl önce, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde, Charles Lloyd, Zakir Hussain ve Eric Harland’dan oluşan üçlünün konserini izlemiştim. Lloyd’un Sangam albümünde de birlikte çalan üçlü, çoğunlukla emprovizasyona dayalı olan bir tarz benimsemişti, üç müzisyen de kendi müzikal tecrübelerini ve kişiliklerini ortaya çıkarmışlardı ve başarılı bir harmanlama oluşmuştu. Özellikle Hussain ile Harland’ın karşılıklı soloları çok ilgi çekmişti.

Charles Lloyd, hem müziği, hem kişiliği, hem de yaşam hikayesi itibariyle jazz dünyasının en ilginç müzisyenlerinden biri. Tenor saksafonda orijinal bir tınısı var, onun dışında flüt, piyano ve vurmalılara da hakim. Müzik kariyerinin başında hem New York’ta, hem de Batı Yakası’nda, Ornette Coleman, Charlie Haden, Eric Dolphy, Scott LaFaro ve Chico Hamilton ile çaldı. Yaklaşık yirmi yıllık aranın ardından 1990’larda müzik dünyasına yeniden dönüş yaptığında ise, müziğinde yerel tınılar, doğu ezgileri, farklı buluşlar taşıyordu. Billy Higgins’le yaptığı düetler ve kaydettiği albümler de yıllar süren arayışlarının sonucunda ortaya çıkan başarılı ürünlerdi []


Wayne Shorter: “Artık 71 yaşındayım ve kaybedecek bir şeyim yok. Sadece bilinmeyene gitmeye çalışıyorum.”

Yarım yüzyıllık bir müzik kariyerine sahip olan Shorter, çağımızın en dikkat çekici bestecilerinden, özellikle modern jazz tarihinin en orijinal müzisyenlerinden biri. Sadece besteciliğiyle ya da yorumculuğuyla değil, müziğe bakış açısı ve yarattıklarıyla da gerçek bir deha olduğu aşikar olan müzisyen, kariyeri boyunca, jazzın gidişatını değiştiren çok önemli anlarda yer aldı. Art Blakey’in Jazz Messengers topluluğuyla, Miles Davis’in beşlisiyle ya da onun fusion çalışmalarıyla, Weather Report topluluğuyla ya da kendi müzikal yolculuğuyla dünyaya ifade etmek istediği birçok farklı duyguyu ve düşünceyi müziğiyle aktardı, bir usta olmasının yanı sıra, son derece özel bir insan olduğunu da gösterdi.

En son ülkemizde 2000 yılında 8. İstanbul Uluslararası Caz Festivali vesilesiyle konser veren Wayne Shorter, bu sefer 8 yıllık bir aradan sonra 25 Mart Çarşamba akşamı İş Sanat Kültür Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak. Kendisine, yaklaşık son 10 yıldır birlikte düzenli olarak çaldığı John Patitucci (b), Danilo Perez (p) ve Brian Blade (d) eşlik edecek []


Kamil Erdem’le Müzik Hayatı ve Yeni Albümü Odd Tango Üzerine

Kamil Erdem, 7 yıllık bir aradan sonra yeni bir albüm kaydetti: Odd Tango. AK Müzik etiketiyle piyasaya sunulan bu albüm, Kamil Erdem’in müzikal geçmişini, deneyimlerini ve yenilikçiliğini bir araya getirdiği, aynı zamanda son derece orijinal bir proje. Flütte Mark Alban Lotz, udda Fatih Ahıskalı ve vurmalılarda Alan “Gunga” Purves”in eşlik ettiği Erdem, albümde hem besteciliği, hem de yorumculuğuyla yer alıyor.

Eserlerin bir kısmını Erdem, bir kısmını da Lotz bestelemiş olsa da, tüm parçalar hem fikir ve yapı olarak birbiriyle uyumlu, hem de albümün genel konseptini tutarlı bir şekilde oluşturuyor. Aksak ritimleri ve Türk Sanat Müziği’nin kompleks melodik yapılarını, batılı bir üslupla bir araya getiren albüm, özgün yorumlarla ve başarılı sololarla da dikkat çekiyor. Dinleyicilerini kimi zaman çeşitli sürprizlerle yakalayan, kimi zaman da şaşırtan parçalar, hem bestecilerin, hem de yorumcuların başarısını bizlere bir kez daha gösteriyor []


Ron Carter’dan Miles Davis’e: Dear Miles

17. Akbank Caz Festivali’nin en çok heyecanla beklenen, en değerli konuklarından biri Ron Carter şüphesiz. Yaklaşık elli yıldır profesyonel olarak müzik yaşamını sürdüren müzisyen, efsanevi bir bas virtüözü olmasının yanı sıra, aynı zamanda başarılı bir besteci ve usta bir öğretmen. 18 Ekim Cumartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alacak Carter; piyanoda Stephen Scott, perküsyonda Rolando Morales-Matos ve davulda Payton Crossley’le beraber Dear Miles projesini seslendirecek.

Ron Carter, kontrbasın konumunu geliştiren ve müzik topluluklarındaki önemini artıran bir müzisyen. Kontrbasın sadece ritmik anlamda davula eşlik eden ve kök sesleri veren bir enstrüman değil, armonik ve ritmik olarak topluluğu bir adım ileriye götüren, aynı zamanda melodik olarak da kullanılması gereken bir yapıya sahip olduğunu kanıtlayan Carter, özellikle 60’lı yıllardan beri birçok kontrbasçıyı yetiştirmiş ve onlara ilham vermiştir []


James Carter’la Uzun Soluklu Bir Röportaj

James Carter

Çağımızın en yetenekli saksafoncularından olan James Carter, 17 Ekim Cuma akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda beşlisiyle birlikte sahne alacak. Daha 23 yaşındayken Japonya’da, bir yıl sonra ise Amerika’da yayınlanan JC on the Set’le dünya çapında bir müzisyen olduğunu ve üstün yeteneğini kanıtlayan müzisyen, geçtiğimiz yirmi yıl içerisinde, jazz dünyasında çok sağlam bir yer edindi. Yenilikler peşinde koşan ve jazzın sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen Carter’a, İstanbul’daki konserde yine kendisi gibi yetenekli ve cesur müzisyenler Curtis Taylor (tp), Gerard Gibbs (p), Ralphe Armstrong (b) ve Leonard King (d) eşlik edecek.

1969, Detroit doğumlu Carter, henüz 17 yaşındayken, 1986 yılında Wynton Marsalis’le turneye çıktı. İki yıl sonra New York’a tamamen yerleşen sanatçı, 1988 yılında da Lester Bowie’nin New York Organ Ensemble adlı topluluğunun üyesi oldu. 1991 yılında Tim Warfield, Walter Blanding ve Todd Williams’la birlikte Tough Young Tenors Group’u kurdu. 1995 yılında ise Jon Hendricks ve Cassandra Wilson’la birlikte, Wynton Marsalis’in Pulitzer Ödüllü albümü Blood on the Fields’ta yer aldı []


Marcus Miller, Bir Bas Gitar Virtüözü

Marcus Miller15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’ne katılan usta müzisyenlerden biri de Marcus Miller. Besteci ve yorumcu kimliğinin yanı sıra, prodüktör olarak da müzik dünyasında başarılar kazanan ve birçok ünlü müzisyenin albüm yapımcılığını üstlenen Miller, 3 Temmuz akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde sahne alacak. Tower of Power topluluğundan sonra sahne alacak Miller’a tuşlu çalgılarda Federico Pena, saksafonda Alex Han ve davulda Jason Thomas eşlik edecek. Funk Ateşi konseptindeki bu akşamda Miller ve topluluğu, türler arası bir üslupla, izleyicilerine heyecan dolu bir performans sunacaklar.

2001 yılında, En İyi Güncel Jazz Albümü dalında Grammy Ödülü’nü kazanan Marcus Miller, 1959 yılında New York’ta dünyaya geldi. Miller’ın müzikal yeteneğinin aileden geldiği, babasının kiliselerde org çalmasından ve kilise koroları yönetmesinden ve geniş ailesinin içerisinde birçok jazz müzisyeni olmasından da görebiliriz []


Herbie Hancock, 15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin Yıldızı

Herbie Hancock

Jazz tarihine damgasını vuran, 20’nci yüzyılın müzik anlayışının akımı içerisinde, önemli mihenk taşları olan projeler gerçekleştiren ve günümüzün en iyi jazz piyanistlerinden ve bestecilerinden biri olan Herbie Hancock, bu yıl İstanbul Caz Festivali’nin onur konuğu olacak. Hancock, son albümüyle çok sevdiği dostu, müzisyen Joni Mitchell’ın eserlerini yorumladı ve Grammy koleksiyonuna bir Grammy ödülü daha kattı.

2 Temmuz akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleşecek konserde, Herbie Hancock’a, onun gibi son derece deneyimli ve başarılı müzisyenler eşlik edecek. Davul üstadı Vinnie Colaiuta, bas virtüözü Dave Holland, jazz dünyasının yeni yıldızlarından trompetçi Chris Potter ve gitarist Lionel Loueke’nin yanı sıra, sıradışı sesleri ve yorumlarıyla dinleyicileri etkilemeyi başaran iki vokalist, Sonya Kitchell ve Amy Keys, Joni Michell’ı anlama ve anlatma yolculuğunda Herbie Hancock’un yanında olacaklar. Bizler de, bu büyük müzisyenin yaşamını, deneyimlerini ve müzikal yolculuğunu sizlerle paylaşmak, sizlere kendisini yakından tanıtmak istiyoruz []


Niels-Henning Orsted Pedersen’le 1998’den This is All I Ask Kaydı Üzerine

Niels-Henning Orsted Pedersen…Jazz çevrelerince bilinen adıyla; NHOP…

Henüz iki yıl önce aramızdan ayrılan müzisyen, aslında akustik bası jazz içerisinde farklı bir noktaya taşıyan sanatçılardan biri. Bir eşlik ve ritm enstrümanı olmaktan çıkıp, kontr melodiler çalan, hatta zaman zaman solist enstrüman olan kontrbasın bu gelişimi, hem Pedersen’in kariyerinin oluşması açısından önem taşımaktadır, hem de Pedersen kendi stiliyle bu gelişime yenilik ve renk katmıştır. Döneminin en yetenekli müzisyenlerinden biri olan NOHP, eşine az bulunur bir tekniğe ve melodik anlayışa sahipti. Bir gitarist gibi, elinin bütün enstrümanının tellerini çekerken sağ ellerinin dört parmağını birden kullanırdı; bu sayede de bas üzerinde yüksek bir hakimiyete sahipti []


Billy Strayhorn: Sahne Işıklarından Uzak Bir Yaşam

Billy StrayhornYıllar boyunca Duke Ellington’un orkestrasında yer alan, Ellington ile birlikte ün kazanan birçok parçanın asıl sahibi, modern jazz düzenlemelerinin ilk yaratıcısı, hayatı boyunca sahne ışıklarından uzak, sahne arkasında ve karanlıkta kalmış bir müzisyen, bir dahi: Billy Strayhorn… Çok genç yaşta Ellington ile tanışan, ona onun eserini yeniden yorumlayarak, büyük dükü hayretler içinde bırakan, hem kendine güvenli hem de içine kapanık bir müzisyen Strayhorn. Yaşamının her anında, müzikal yaratım sürecini içten içe yaşayan sanatçı, müzikle iç içe sessiz bir yaşamın ardından, günümüzün belki de en çok bilinen, en çok dinlenen ve en çok yorumlanan jazz eserlerini bıraktı []


Wynton Marsalis’le Jazz’ın Kalbine Dönüş Hakkında

Wynton Marsalis

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın bu yıl gerçekleştirdiği 14. Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’nin birçok jazz sever için en dikkat çekici konuğu Wynton Marsalis kuşkusuz. 3-18 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivalde, Marsalis Lincoln Center Orchestra ile birlikte iki farklı akşam, iki farklı mekanda sahne alacak. 10 Temmuz’da Kemer Golf and Country Club’da ve 11 Temmuz’da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde konser verecek olan sanatçıya, Ryan Kisor (tp), Sean Jones (tp), Marcus Printup (tp), Vincent Gardner (tb), Chris Crenshaw (tb), Elliot Mason (tb), Joe Temperley (bs, kl), Walter Blanding (ts, kl), Sherman Irby (as, kl, f), Ted Nash (as, kl, f), Victor Gones (ts, s), Carlos Henriquez (b), Dan Nimmer (p) ve Ali Jackson (d) eşlik edecek []


Michael Brecker’ı Anarken

Michael BreckerMichael Brecker, jazz tarihinin en ilham verici saksafoncularından birisinin olmasının yanı sıra, müzik kariyeri boyunca gerçekleştirdiği yenilikler ve yaptığı atılımlarla, 21. yüzyıl müzik tarihinde önemli bir yer edindi. Birkaç yıl önce, bir kan hastalığı olan MDS ile lösemiye yakalanan Brecker; başta sevenleri olmak üzere, bütün jazz camiasını büyük üzüntüye boğmuştu. Yapılan yoğun tedaviler ve ilik naklinin ardından iyileşme sürecine giren müzisyen, en son Carnegie Hall’da Herbie Hancock’un 40. sanat yılını kutladığı konserinde sahne almıştı. Sevenlerini ve müzisyenleri umutlandıran bu konserden çok kısa bir süre sonra Michael Brecker, geçtiğimiz Ocak’ta aramızdan ayrıldı. 57 yaşında olan sanatçı, 30 yılı aşkın müzik kariyerine on bir Grammy ve onlarca başka ödül sığdırmıştı []


Chick Corea’yla Kırk Yıllık Müzik Yaşamı Üzerine

Chick Corea, kırk yıllık müzik hayatını bizlere anlatmaya, bizlerle birlikte kutlamaya Türkiye’ye geliyor. Müzik yaşamına atıldığından itibaren, onlarca projesiyle jazz tarihine damgasını vurmuş müzisyenlerden biri olan Corea, 15 Ocak Pazartesi akşamı Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda ve 17 Ocak Çarşamba akşamı ise Ankara MEB Şura Salonu’nda bulunacak. Özellikle son yıllar içerisinde sıklıkla İstanbul’u ziyaret eden Corea’nın bu konserinin teması, kendi müzik hayatı olacak; bizlere kendi müzik yaşamını özetleyen bir proje hazırlamış. Aya İrini’de gerçekleştirdiği, Bayerische Kammerphilarmonie ile birlikte gerçekleştirmiş olduğu son konserde de dinleyicilerin hayranlığını bir kez daha kazanan müzisyen, bu konserde de İstanbullu jazz severlerin yoğun ilgisiyle karşılaşacak []


İstanbul Konseri Öncesinde Branford Marsalis’in Müzik Yaşamından Bir Kesit

Branford MarsalisBranford Marsalis, önümüzdeki aylarda ülkemizi ziyaret edecek olan dünyaca ünlü jazz müzisyenlerinden biri. Sanatçı, 21 Mart akşamı İş Sanat’ta sürpriz bir ekiple birlikte Türk jazz dinleyicilerinin huzurunda olacak. Bu konser öncesinde, Marsalis hakkında sizleri biraz daha detaylı bilgilendirmek istiyoruz. Branford Marsalis, müzisyen bir ailenin başarılı bir üyesi. Beş kardeşinden biri olan Wynton Marsalis, çok ünlü bir trompet sanatçısı. Aslında özellikle 1990’lardaki klasiğe dönüş akımının öncülerinden olan Marsalis, jazz’da olduğu kadar klasik müzikte de başarılı bir sanatçı. Aynı zamanda, eğitmen ve lider kişiliğiyle de jazz dünyasında çok saygı duyulan bir müzisyen. Wynton ve Branford kardeşler, küçük yaşta müziğe başlamışlar; özellikle kendisi de piyanist olan babalarının desteğiyle müzik eğitimi alan Branford ve Wynton, kariyerlerinin devamında da hem almış oldukları eğitimden ötürü, hem de ailelerinin desteğinden ötürü hızla yükselmeyi başarmışlar []


Philadelphia, Bir Jazz Şehri

Philadelphia, Amerika Birleşik Devletleri’nin en eski şehirlerinden…

Her ne kadar jazz şimdiye kadar birçok zamanda New York, Chicago veya New Orleans ile özdeşleştirilmiş olsa da, Philadelphia, barındırdığı müzisyenler, mekanlar ve jazz’ın gelişimine yaptığı katkı bakımından bu eyaletlerin/şehirlerin yanında, tarihe tanıklık etmiş, önemli bir şehir olarak yükseliyor. Sun Ra, John Coltrane, Philly Jo Jones, Dizzy Gillespie gibi dev müzisyenlerin uzun yıllar boyunca yaşadığı ve çalıştığı bu şehir, günümüzde de birçok müzisyene ev sahipliği yapıyor, son derece yoğun bir gece hayatı ve müzik atmosferini yaşatıyor []


Pandora’nın Kutusu Türkiye’ye Kapalı

Pandora’nın kutusu tekrar açıldı. Pandora, bize bu sefer insanlığa faydalı, hatta müzik dünyasını ve insanların müzik dinleme alışkanlıklarını baştan sona değiştirecek bir yenilik vaat ediyor.

www.pandora.com’dan bahsediyorum. Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde özellikle üniversite gençleri arasında yaygınlaşan ve çok popüler olan bu web sitesi, müzikseverlerin kendi beğenileri doğrultusunda müzik dinlemelerini sağlıyor []


Michel Camilo: Dominik Cumhuriyeti’nden İstanbul’a

Michel Camilo, Solo21 Nisan Perşembe akşamı İş Sanat’a dünyaca ünlü piyanist Michel Camilo konuk oluyor. Michel Camilo, özellikle Latin jazz severlerin yakından tanıyacağı bir isim. Daha önce Dizzy Gillespie, Jaco Pastorius, Art Blakey gibi virtüözlerle beraber çalışmış, 2003 yılında da ülkemizde yine İş Sanat’ta Charles Flores ve Horacio “El Negro” Hernandez ile birlikte bir konser vermişti.

Camilo, günümüzün en başarılı ve yetenekli piyanistlerinden. Michel Camilo, 1954 yılında Dominik Cumhuriyeti’ne bağlı olan Santa Domingo’da dünyaya gelmiş. 5 yaşında ilk eserini besteleyen piyanist, 13 yaşında konservatuara girmiş ve 16 yaşında Devlet Senfoni Orkestrası’nda çalmaya başlamış. 25 yaşında New York’a taşındıktan sonra müzik kariyerine tamamen farklı bir yön vererek klasik müzikten jazz’a doğru bir geçiş gerçekleştirmiş. Dünyadaki sayılı müzik okullarından biri olan Julliard School of Music’te çalışmalarını sürdüren sanatçı, daha sonra Jaco Pastorius, Randy Brecker, Airto Moreira, Flora Purim, Paquito D’Rivera, Dizzy Gillespie gibi ünlü müzisyenlerle çalışma imkanını bulmuş. []


Donovan Mixon ve Yeni Projesi: The Hybrid Project

Donovan Mixon

Ülkemizde yaşayan yabancı jazz müzisyenlerinden, Bilgi Üniversitesi Performans Bölümü’nde “Ear Training” profesörü olan Donovan Mixon, son projesi The Hybrid Project kapsamında son aylar içerisinde konserler vererek yeni projesini jazz dinleyicilerinin beğenisine sundu. Mayıs ayı içinde Nardis’te de bir konser veren sanatçı, bu projesinde kendi müzikal deneyimlerini harmanlayarak yeni bir sound ve yeni bir anlam arayışı içerisinde çalışmalar gerçekleştirmiş. Daha önce Language Of The Emotions ve Look Ma No Hands! adlı kişisel iki albüm kaydı bulunan, bunun yanısıra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika’da birçok müzikal çalışmaya imza atmış olan Mixon’un yeni projesi, şimdiye kadar yaptığı müzikal çalışmalardan çok farklı. Genel olarak eserlerin yapısında belirli bir stil gözlenmezken, hepsinin anlam doluluğu ve müzikal zenginliği açısından ortak bir paydada buluşmuş olduğunu belirtebiliriz.

Mixon’u The Hybrid Project ile birlikte ilk kez, Koç Üniversitesi’nde verdiği konserde izledim. Kendisine perküsyon ve davulda Ferit Odman, çelloda Jeff McAuley, kontrbasta Caner Kaptan, neyde Ayşe Ergin, perküsysonda Engin Gürkey, trompette Şenova Ülker, alto ve bariton saksofonda ise Serhan Erkol eşlik ediyordu. Mixon’u dinlemeden de enstrüman zenginliğini göz önüne alarak The Hybrid Project‘in müzikal anlamdaki yenilikçi ve geniş bakış açısını gözlemleyebiliriz. []


Zakir Hussain ve John McLaughlin’den Geçmişe Bakış: Remember Shakti

ShaktiTüm dünyada ses getiren, günümüzde “world music” olarak adlandırdığımız dünya müziğinin başlangıç noktalarından biri olarak görülen Shakti projesinden 20 yıl sonra John McLaughlin ve Zakir Hussain’in tekrar bir araya gelmeleriyle oluşturdukları grup, Remember Shakti projesi bünyesinde İstanbul İş Sanat’ta sınırları zorlayan, ve izleyicileri büyüleyen bir konser verdi. Tabla virtüözü Zakir Hussain ve gitarist John McLaughlin ile birlikte gruba yeni katılan Hintli müzisyenler V. Selvaganesh ve U. Shrinivas da Shakti geleneğinin sürdüğünü, ve doğu-batı sentezinin aynı hızla devam ettiğini bizlere gösterdiler. Konserin gelişiminden ve canlı performansın özelliklerinden önce Shakti’nin tarihçesine ve müzisyenlerin geçmişlerine değinmek istiyorum []

Reklamlar