Yarım yüzyıllık bir müzik kariyerine sahip olan Shorter, çağımızın en dikkat çekici bestecilerinden, özellikle modern jazz tarihinin en orijinal müzisyenlerinden biri. Sadece besteciliğiyle ya da yorumculuğuyla değil, müziğe bakış açısı ve yarattıklarıyla da gerçek bir deha olduğu aşikar olan müzisyen, kariyeri boyunca, jazzın gidişatını değiştiren çok önemli anlarda yer aldı. Art Blakey’in Jazz Messengers topluluğuyla, Miles Davis’in beşlisiyle ya da onun fusion çalışmalarıyla, Weather Report topluluğuyla ya da kendi müzikal yolculuğuyla dünyaya ifade etmek istediği birçok farklı duyguyu ve düşünceyi müziğiyle aktardı, bir usta olmasının yanı sıra, son derece özel bir insan olduğunu da gösterdi.

En son ülkemizde 2000 yılında 8. İstanbul Uluslararası Caz Festivali vesilesiyle konser veren Wayne Shorter, bu sefer 8 yıllık bir aradan sonra 25 Mart Çarşamba akşamı İş Sanat Kültür Merkezi’nde dinleyicileriyle buluşacak. Kendisine, yaklaşık son 10 yıldır birlikte düzenli olarak çaldığı John Patitucci (b), Danilo Perez (p) ve Brian Blade (d) eşlik edecek.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

2000 yılında, henüz lisedeyken Wayne Shorter’ı ve ekibini canlı olarak dinleme fırsatım olmuştu Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde. Diane Reeves konserinin ardından sahne alan dörtlü, Diane Reeves’in tam aksine, hiç konuşmadan çalmaya başlamıştı. Ulvi bir müzikti adeta icra ettikleri. Sanırım sponsor firmalar aracılığıyla konsere bilet bulan ve jazz dinlemenin güzel bir yaz akşamında iyi bir aktivite olacağını düşünenler, maalesef Shorter’ın müziğini tam olarak kavrayamadılar ve konserden erken ayrılmayı seçtiler. Her ne kadar bir iki şarkı sonra salonun bir kısmı boşalmış olsa da, topluluğu dinleyenler kendinden geçmiş ve beğenilerini konserin ardından dakikalarca ayakta alkışlayarak göstermişti, hem o zamanlar her nevi konserde ayakta alkışlama modası henüz ortaya çıkmamıştı. Ertesi gün, Speak No Evil ve JuJu albümlerini almıştım Shorter’ın. Özellikle JuJu, yıllardır en çok dinlediğim albümlerden biri haline geldi, tıpkı Shorter’ın en çok dinlediğim müzisyenlerden biri olduğu gibi…

Jazz tarihi ve modern jazz dünyası kadar benim için de önemli bir yere sahip olan Shorter’ı kısaca tanıtmak, onun hikayesini kelimelerin ifade edebildiği kadar anlatmak isterim.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

Amerika Birleşik Devletleri’nin New Jersey eyaletinde, New York’a trenle yaklaşık bir saatlik uzaklıkta olan Newark kentinde, 1933 yılında dünyaya gelen Wayne Shorter, henüz gençken müzikle ilgilenmeye başladı. Arkadaşlarıyla amatör gruplarda çalan müzisyen, bir yandan kentteki konserleri takip ediyor, konser veren müzisyenleri izlemeye, onlarla tanışmaya çalışıyordu.

15 yaşındayken Lester Young’ı gördüğümü hatırlıyorum, Newark’ta Norman Granz Jazz etkinliğindeydi… Birkaç kişi Adams Tiyatrosu’nun önünde bekliyorduk ve nihayet her zaman giydiği takımı, pardösüsü ve kendine has şapkasıyla karşımızda beliriverdi. Tiyatroya nasıl gireceğimizi planlarken, binanın arkasından dolaşarak yangın merdivenini kullanmaya karar verdik. Zorlu bir yolculuğun ardından salona girdik ve bütün gösteriyi izledik.

Sadece Lester Young yoktu, Stan Kenton ve Dizzie Gillespie’nin toplulukları Peanut Vendor’ı, Charlie Parker ise Laura’yı çalmıştı. Illinois Jacquet de oradaydı, kendi müziğini çalıyordu. Ve o anda anladım ki, ben de müziğe başlamalıydım ve hemen kendime bir klarnet aldım. 16 yaşındaydım.

Klarnetten tenor saksafona geçen Shorter, aynı sene Newark’ta ilk grubu olan The Jazz Informers’ı kurdu. Repertuarında bebop eserlere yoğunluk veren Jackie Bland Band’de de çaldı ve şehirdeki jazz yarışmalarındaki başarılarıyla adını duyurmaya başladı.

Fırsatlar şehri New York’taki prestijli okul New York Üniversitesi’nde müzik üzerine eğitim alan Shorter, bu süre içinde Manhattan’ın jazz çevrelerinde yer edinmeye başladı. Dönemin en popüler mekanları olan Birdland ve Cafe Bohemia’da düzenli olarak sahne almaya başlamış, ayrıca Nat Phipps orkestrasının bir üyesi olarak profesyonel müzik yaşamına devam etmişti. Mezun olduktan sonra da 1956 yılından itibaren tam zamanlı olarak müzik yaşamına atılan Shorter, tam da Johnny Eaton’la birlikte gerçekleştirdiği çalışmalarla ismini iyicene duyurmaya, tekniğinden ve tenor saksafondaki ustalığından ötürü “Newark Flash” olarak anılmaya başlamışken Amerika Birleşik Devletleri ordusu tarafından zorunlu askerlik görevini yerine getirmek üzere askere alındı.

New Jersey’deki Fort Dix askeri üssünde askerliğe başlamadan sadece birkaç gün önce, Cafe Bohemia’da, dönemin en büyük müzisyenleriyle birlikte çalma deneyimini yaşamış, o gün Bohemia’da olan izleyiciler tarafından yıllarca unutulmayacak olan bir jam sessionda yer almıştı.

Askere gitmeden sadece bir hafta önce Cafe Bohemia’ya müzik dinlemeye gitmiştim. Barda bir bardak konyak içerken ve askere alınma belgem arka cebimde bekliyorken yanıma Max Roach geldi ve ‘Sen Newark’tan gelen çocuksun değil mi? Sen Flash’sın, değil mi?’ dedi ve beni birlikte çalmak için çağırdı. Tüm akşam davulcular değişiyordu; önce Max çaldı, ardından Art Taylor ve Art Blakey onun yerini aldı. Oscar Pettiford da çello çalıyordu. Bir anda Jimmy Smith de orguyla kulübün kapısında belirdi. Hatta dışarıdan Miles’ın ve Cannonball Adderley’in de geleceği haberini almıştık. Harika bir geceydi, ancak ben de bütün gece kendi kendime ‘Bütün bunlar oluyor, ancak ben sadece beş gün sonra askere gidiyorum!’ diye düşünüyordum.

Askerlik görevinin ardından 1958 yılında birkaç ay boyunca Harlem’deki Minton’s Playhouse’ta Horace Silver’la birlikte çaldı. Bu sıralar John Coltrane ve Sonny Rollins’le de jam sessionlarda yer almakta; artık kendini yetiştirmiş, soundunu yakalamış ve genç yaşına rağmen olgun ve oturmuş bir üslup sergilemeye başlamıştı. Maynard Ferguson ile kısa bir süre çalan Shorter, 1959 yılında Art Blakey’nin topluluğu Jazz Messengers’a katıldı ve yaklaşık dört yıl boyunca bu toplulukta çaldı. Jazz tarihindeki en önemli topluluklardan biri olan Jazz Messengers’ın müzik direktörlüğünü de yapan, aynı zamanda besteleriyle de topluluğa büyük katkılarda bulunan Shorter, lider olarak kaydettiği ilk albümleri olan Second Genesis, Blues A La Carte ve Wayning Moments’ı da bu yıllarda Vee Jay firmasından çıkardı.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

John Coltrane aynı dönemde, müzik yolculuğuna kendi başına devam etmeye karar vermiş, Miles Davis topluluğundan ayrılmıştı. Bunun üzerine, yeni arayışlara yönelen Davis, genç ancak bir o kadar da yetenekli ve heyecanlı müzisyenlerden oluşan yeni bir topluluk oluşturdu. Herbie Hancock, Ron Carter ve Tony Williams’tan oluşan çok güçlü bir ritim seksiyonuyla birlikte, bir süre Sonny Stitt, Hank Mobley, George Coleman ve Sam Rivers’la 1964 yılına kadar çaldı. Ancak Davis, birlikte çaldığı bu isimlerin hiçbirinde istediği tınıyı, heyecanı ve düşünce zenginliğini tam anlamıyla yakalayamadı. Daha önce kendisine Davis tarafından teklif edilen, ancak Blakey’nin topluluğunda olduğundan ötürü Davis’e katılamayan Wayne Shorter, 1964 yılında Miles Davis beşlisine katılarak, bu boşluğu fazlasıyla doldurdu.

Shorter’ın 1964 yılında Lee Morgan, McCoy Tyner, Reggie Workman ve Elvin Jones ile kaydettiği ilk Blue Note albümü olan Night Dreamer’ın hemen ardından gelen JuJu ve Speak No Evil albümleri, Shorter’ın müzik karakterinin evrimini net bir şekilde yansıtan yapıtlardır.

Davis topluluğuna katılmadan sadece birkaç ay önce kaydettiği Night Dreamer albümü, Shorter’ın müzikteki entelektüel duruşunu ve tecrübesini yansıtmaktaydı. Ancak sanki bu albüm, müzisyenin geçmişiyle bir anlamda zıtlık taşıyordu. Vee Jay şirketinden çıkarttığı albümlerde veya Art Blakey’in Jazz Messengers topluluğunda daha kalabalık, daha karmaşık, daha hızlı, daha teknik yoğun bir üslubu vardı. Night Dreamer’da ise bu üslup ortadan kalkmaya başlamıştı. Melodilerin ve tınıların daha da ağırlık kazanmaya başladığı daha ekonomik bir üslup taşıyan Shorter, bir bakıma dönemin genel çalış biçiminden uzaklaşmıştı. Özellikle Charlie Parker ekolünün bir bakıma devamı olan Coltrane ve takipçileri, müziği daha da kompleks bir hale getirirken, Shorter da bir anlamda Lester Young, Lennie Tristano, hatta Miles Davis’in daha duru olan yolundan ilerlerken, kendi özgün karakterini net bir şekilde oluşturuyordu. Night Dreamer’da henüz bir önceki yıl Coltrane’in A Love Supreme albümünün kaydında yer alan ve çok sağlam bop temelleri olan McCoy Tyner ve Elvin Jones da yer alıyordu, ancak Shorter’ın etkisiyle onların da yaklaşımları bu albümde değişmişti.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

Night Dreamer’da trompet çalan Lee Morgan, aynı zamanda Shorter’a daha önceki kayıtlarında olan hard bop üslubundan biraz daha uzaklaşmasında yardımcı olmuştu. Armoni olarak daha zorlayıcı olan, ancak melodik olarak daha yalınlaşan bu albüm, bir bakıma Shorter’ın önceki çalışmalarıyla Davis topluluğuna geçişi arasında bir köprü vazifesini görür. Shorter, bu sürede daha klasik sınırlar içinde bulunurken, bir yandan da sürprizli tarzını oluşturmaya başlar. Nitekim JuJu’da da, Miles Davis beşlisindeki arkadaşları Ron Carter ve Herbie Hancock’un katılımıyla, bir adım daha ileri giderek, müziğini daha da özgürleştirmeyi başarır Shorter.Davis ve Shorter’ı yakından tanıyanlar, çok iyi bir ikili olduklarını, birçok müzikal paylaşımda bulunduklarını söylerler; hatta Shorter’ın bu topluluğun beyni olduğunu da belirten jazz eleştirmenleri vardır. Hakikaten de, Shorter hem besteleriyle, hem de yorumculuğu ve liderliğiyle Davis topluluğunun efsaneleşmesine çok önemli bir katkıda bulunmuştur. Prince of Darkness, ESP, Footprints, Sanctuary, Nefertiti gibi standartlaşmış eserleri Davis için besteleyen Shorter’ın besteciliği bu toplulukta daha da orijinal bir hale gelmiş ve daha belirgin bir yapıya ulaşmıştır. Davis, Shorter’ın gruptaki yeriyle ilgili şöyle der:

Benim için topluluktaki uzman besteci Wayne Shorter’dı. O hala bir uzman. Wayne, Miles’a müzik getiren ve eserleri hiç değiştirilmeden aynı şekilde çalınan sadece birkaç müzisyenden biriydi. O gerçek bir bestecidir. Besteleri yazar, hatta herkes için onların nasıl duyulmasını istiyorsa, o şekilde partisyonlar bile yazar. Ayrıca, müzik kurallarıyla çalışmakla ilgili kendine has bir merak oluşturmuştur. Eğer bilinen müzik kuralları kendisi için işlemiyorsa, o zaman o bu kuralları müziğin dışına çıkmadan bozar. Shorter, müzikteki özgürlüğün, kuralları kendi zevkiniz ve istekleriniz için esnetebilme kabiliyetiniz olduğunu bilirdi.

1968 yılında beşlinin dağılmasının ardından birkaç yıl daha Miles Davis’le çalıştı ve Davis’in 1969 yılında kaydettiği In a Silent Way ve Bitches Brew gibi ilk fusion kayıtlarında yer aldı. Shorter’ın Davis topluluğunda yer alması, hem topluluk için çok büyük bir değerdi, hem de henüz otuzlu yaşların başında olan Shorter’ın kendisini daha da geliştirmesi, müziğini ilerletmesi ve arayışlarını farklı alanlara taşıması için önemli bir fırsattı. Bu fırsatı çok iyi değerlendiren Shorter, ilerleyen yıllarda hem akustik, hem de elektronik projeler gerçekleştirmekten kaçınmayacak, hatta yine jazz tarihinin en önemli topluluklarından biri olan Weather Report topluluğunun da kurucusu olacaktı.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

Shorter, 1970 yılında kaydettiği Odyssey Of Iska albümünün piyasaya çıkmasının ardından, daha önce Miles Davis’in fusion çalışmalarında birlikte çaldığı Joe Zawinul’la bir araya gelerek ünlü Weather Report topluluğunu kurdu. Topluluk, kurulduğunda Miroslav Vitous, Airto Moreira ve Alphonse Mouzon’dan oluşuyordu. 1973 yılında Vitous’un ayrılmasının ardından, 1985 yılına kadar Shorter ve Zawinul topluluğun liderliğini üstlendi. 15 yıl boyunca jazz adına çok yenilikçi bir üslup oluşturan, onlarca müzisyenin dönüşümlü olarak çaldığı, ancak belki de garip bir şekilde topluluk ruhunun ve sürekli devinim içinde olan bir soundun hep korunduğu Weather Report, funk, bebop, Latin, jazz, etnik müzik türlerinde eserler sundu ve toplam 17 albüm kaydetti. Bu albümlerin hepsinde Wayne Shorter çalıyor, bir kısmına besteleriyle katkıda bulunuyordu. Burada, Shorter daha az beste yaptı, topluluğun gidişatındaki katkısı, öncekilere göre daha azdı. Bir anlamda içine kapanmış, kendini, yaşamını ve müziğini biraz daha sorgulamaya başlamıştı.Wayne Shorter’ın Weather Report topluluğunda 15 yıl boyunca kalması ve bu toplulukla müzik yaşamına devam etmesini eleştiren ve bu süre boyunca Shorter’ın kendi yeteneğini ve yaratıcılığını yeteri kadar kullanmadığını belirten jazz eleştirmenleri de vardır. Onlar, Shorter’ın çok daha farklı arayışlar içinde bulunabileceği, daha verimli ve üretken olabileceği bu dönemin Weather Report’ta harcandığını öne sürerler. Ancak, Shorter’ın da 1985 topluluktan ayrılması da çok kolay olmamıştır. “Eğer o zaman ayrılmasaydım, hiçbir zaman ayrılamazdım. Bir müzisyen olarak daha sosyal olmamın ve yeni bir topluluk kurarak daha farklı işler yapmamın zamanı gelmişti.” demişti Wayne Shorter, Weather Report macerasının ardından.

Native Dancer albümü, Shorter’ın önemli projelerinden biridir. Shorter, Milton Nascimento ve Herbie Hancock’la birlikte kaydettiği bu albümün ardından Milton Nascimento’yla da başka çalışmalar yaptı, Brezilya ve Latin müziğiyle Nascimento aracılığıyla yoğun etkileşimleri oldu. Müzisyen, 1970’lerde ve 1980’lerde, Miles Davis beşlisinin oluşturduğu, ancak Davis’in yerine Freddie Hubbard’ın çaldığı V.S.O.P topluluğuyla turnelere çıktı ve albüm kayıtları gerçekleştirdi.

Joni Mitchell’ın albümlerinde de katkıları vardır Shorter’ın. Joni Mitchell’ın besteleri, Shorter kadar Herbie Hancock için de ilham verici ve etkileyici olmuştur aslında. Aslında en son çıkardığı ve Joni Mitchell bestelerini yeniden yorumladığı The Joni Letters albümünün kaydında Shorter’a yer vermiştir Hancock. Hatta bu yıl Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde izlemiş olduğumuz konserde de Hancock’a aslında Shorter eşlik edecekti, ancak programındaki değişiklikten ötürü, konserde Shorter’ın yerine Bill Evans’ı izlemiştik.

Wayne Shorter, Adam's Apple

Wayne Shorter, Adam’s Apple

1988 yılında Carlos Santana’yla da turneye çıkan Shorter, Miles Davis’in ölümünün ardından Hancock, Carter, Williams ve Wallace Roney’in katılımıyla Davis’e ithaf ettiği bir tribute albüm kaydetti. 1995 yılında 7 yılın ardından ilk solo kaydını gerçekleştirdi ve High Life albümünü çıkardı. Marcus Miller’la birlikte yapımcılığını üstlendiği bu albüm, 1997 yılında En İyi Güncel Jazz Albümü dalında Grammy Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl, Hancock’la Shorter’ın yolları bir kez daha kesişti. Bu sefer de, 1+1 albümüyle çok ses getirdiler. Duo formasyonuyla gerçekleştirdikleri kayıtlar ve orijinal bestelerde çok başarılı olan ikili, Aung San Suu Kyi adındaki eserle de Grammy Ödülü’nü kazandı. Özellikle 1990’ların ikinci yarısında, son projeleriyle, adeta bir geri dönüş yaşadı Shorter. Farklı ödüller kazanırken, daha akustik projelerle, 1960’lardaki ruhunu yeniden canlandırmış, ancak bu sefer çok daha olgun ama yenilenmiş bir müzik kimliği oluşturmuştu.High Life albümünden beri yılından beri ilk defa tamamen akustik olarak kaydettiği albümü olan Alegria’da (2003), tıpkı kendisi kırk yıl önce olduğu gibi, genç nesilden çok başarılı ve yetenekli, arayışlar içinde olan ve yeniliklerden çekinmeyen bir ekiple çalıştı. Alegria’yla En İyi Enstrümantal Jazz Albümü dalında Grammy Ödülünü de kazanan Shorter’a bu albümde, birazdan size bahsedeceğim ekibin yanı sıra, Brad Mehldau (p), Terri Lyne Carrington (d) ve Alex Acuna (perc) eşlik etti.

Shorter, en güncel çalışmasında da, yine kendinden sonraki neslin en yetenekli ve başarılı müzisyenlerini bir araya getirdi. Her biri kendi enstrümanında uzmanlaşmış ve kendi kariyerlerinde ilerlemiş olan John Patitucci, Brian Blade ve Danilo Perez’le birlikte, bir defa daha sevenlerini ve jazz dinleyicilerini şaşırtmayı başardı. Topluluk, canlı olarak kaydedilen Footprints Live! (2002) ve Beyond the Sound Barrier (2005) ile orijinal eserlerin yanı sıra, Shorter’ın 1960’larda bestelediği ve yorumladığı bazı eserleri tamamen farklı bir bakış açısıyla yeniden yorumladı. Özellikle 2005 yılında kaydettikleri projede, dörtlü hem hayranlarından, hem de jazz eleştirmenlerinden çok büyük övgü aldı. Hatta, Beyond the Sound Barrier albümü, 2006 yılında En İyi Jazz Albümü dalında Grammy Ödülü’nü kazandı.

Aslında başarının kendisi, alınan ödüllerde ya da olumlu eleştirilerde saklı değil; aslında başarının kendisi müzikte saklı. Her biri kendi hikayesini müzikle anlatmak isteyen, dünyaya söyleyecek çok sözü olan, kendilerini yaşama açabilme cesaretini taşıyan ve öncelikle kendi yarattıkları sınırları kaldırabilen, duvarlarını yıkabilen müzisyenlerin yaşamın kaynağına ulaşma yolculukları, bu yolculuktaki açık yüreklilikleri müziğin bu kadar etkileyici olmasını sağlıyor. Aynı zamanda her biri beklenmeyeni gerçekleştirirken, bir anda kendileri için beklenen haline geliyor, uyum notalardan ya da akorlardan öte bir noktaya taşınıyor.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

Footprints Live!’daki ekip, kendilerini daha önce kendi gruplarında çaldıklarından farklı bir şekilde esnetme, genişleme özgürlüğünü taşıyordu. Kendilerini, kendi topluluklarında, liderlik yaptıkları durumlarda olduklarından farklı şekilde tezahür ettiler ve gerçek bir ortaklık yarattılar.” diyor Shorter ekibi hakkında. 

Beyond the Sound Barrier, Shorter’ın ekibiyle oluşturduğu toplu düşünceyi, başarılı uyumu ve sınırları zorlayan üslubu sürdüren bir albüm. Shorter, hem son albümüyle, hem de yeni topluluğuyla ilgili görüşlerini şu şekilde dile getiriyor:

Her şehirde aslında benzer ana hatlarda çalıyoruz, ancak her seferinde, her akşam birbirinden çok daha farklı duyulan, çok farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Ekip arkadaşlarımın hepsinin geleceğe dönük bir tutumu var. Hepimiz, aslında kırılgan ve yeniliklere açık olmanın gerekli olduğunu, kişinin kendisini açarak şansını denemesi ve bilinmeyenden korkmaması gerektiğini biliyoruz. Bu sebepten ötürü, içimizden biri yeni bir fikirle geldiğinde, bu fikri ortaya koymaktan çekinmiyor. Bu toplulukta hiçbir zorunluluğumuz yok. Genel tutumumuz ‘Müziğimizi farklı renklerle boyamak, istediğimizde ve gerektiğinde yeni renkler oluşturmak, gerektiğinde de beyazı bile ortadan kaldırarak, yeni bir şeyler yapmaya çalışmak.’

Aslında Beyond the Sound Barrier’ın geldiği noktayı tanımlamak da kolay değil. Özellikle Footprints Live! albümünün başarısının ardından, birlikte daha çok çalmaya başlayan grubun yakaladığı üstün uyumun ve solist – eşlikçi rollerinin her müzisyen tarafından net bir şekilde dönüşümlü olarak benimsenmesinin yanı sıra, Shorter’ın bu topluluk için özel olarak bestelediği eserlerin gücü, albümün ve albümdeki her eserin çok üst seviyede olmasını sağladı. Bir bakıma, kırk yıl önce Miles Davis ve Wayne Shorter’la çalan ritim seksiyonunun ne kadar başarılı ve birbirinden iyi müzisyenlerden oluştuğunu bir kez daha hatırlarsak, Shorter’ın 2000’li yıllarda birlikte çalıştığı topluluktaki ritim seksiyonunun da müziği o denli kuvvetlendirdiğini, Shorter’a yeni buluşlar yapabilmek için imkan tanıdığını da görebiliriz. Özellikle canlı olarak dinlendiğinde, topluluğun icra ettiği entelektüel anlamda yoğun müzik, kesinlikle her an özel bir ilgi ve dikkat gerektiriyor. Geçtiğimiz beş, belki de on yılın en iyi topluluklarından biri olan bu dörtlüyü canlı dinlemek, her jazz dinleyicisi için unutulmaz bir deneyim olacaktır.

Wayne Shorter

Wayne Shorter

Shorter’ı, sadece çok başarılı bir besteci ya da güçlü bir yorumcu olmaktan öteye taşıyan ve asıl dehasını oluşturan, dünya görüşüyle müziği, hayatı bir araya getirmesi. Aynı zamanda Budist olan ve müzisyen, yaşamıyla müziğini ortak bir felsefi düşünce sistemi içinde buluşturmayı başarmış. Müziğini çoğunlukla tarif etmekten kaçınır ve der ki:

Müziği tarif etmek çok zordur. Eric Gravitt, eğer nasıl davul çaldığını anlatabilseydi, o zaman çalmaya ihtiyaç duymayacağını söylerdi. Aslında müzik gerçekten de bizzat deneyimlenmesi gereken bir olgudur. Eskiden insanlara müziği dinletmeden bebopın ne olduğunu anlatmaya çalışırdım. Ama artık anlıyorum ki bu imkansız. Dinleyicilerimiz, müziğimizin taze, mutlu, ümit verici, heyecanlandırıcı olduğunu söylerler, hatta olumlu anlamda genç olduğunu bile duymuştum.

Shorter, geçtiğimiz elli yıla daha önce bahsettiğim Grammy Ödülleri de dahil olmak üzere toplam 6 Grammy ödülü ve 13 Grammy adaylığı sığdırdı. Bu ödüllerin dışında, birçok yarışmada da ödül kazandı; üniversiteler, müzik enstitüleri ve müzik yayınları tarafından defalarca farklı şekillerde onurlandırıldı ve ödüllendirildi. 1962 yılında Downbeat Dergisi tarafından Saksafonun Yeni Yıldız Sanatçısı olarak gösterilen müzisyen, 1969 yılından itibaren de 15 yıl boyunca soprano saksafon dalında yine aynı prestijli dergi tarafından yılın en iyisi seçildi. Müzik kariyeri boyunca film müzikleri de besteledi, ünlü ‘Round Midnight filminde rol aldı. Shorter, ayrıca 1999 yılında dünyanın en prestijli jazz okullarından biri olan Berklee College of Music’ten fahri doktora unvanı aldı.

Son söz olarak, tekrar Shorter’a kulak verelim ve 2004 yılında yapmış olduğu bir röportajdan, son yıllar içinde birçok farklı röportajında dile getirdiği, günümüzde yarattığı eserler ve çaldığı müzikle ilgili en temel görüşüne kulak verelim:

Aslında hep aynı amaç, aynı görev… Doğru savaşı savaşmak. Aslında gerçekten bu hayatın ne olduğuyla ilgili bir açıklama yapmak. Birçok müzisyen, kendi kurduğu doğruları korumak için uğraşıyor. Onlar sahnedeyken en iyi yaptıkları işleri yapmaya ve insanları etkilemeye çalışıyorlar. Ancak ben artık bütün bunları boş verecek, kuralları hiçe sayabilecek bir noktaya geldim. Müzikle ilgili yaptığım her şey bununla ilgili. Artık 71 yaşındayım ve kaybedecek bir şeyim yok. Sadece bilinmeyene gitmeye çalışıyorum.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Ocak 2009 tarihli 53. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar