Terence-Blanchard1

Terence Blanchard

Sonbaharın gelmesiyle birlikte jazz dünyası yine hareketleniyor, konser programları yoğunlaşıyor. Önümüzdeki üç aya baktığımız zaman da, şimdiye kadar kesinleşmiş olanlar arasında jazz severleri en çok heyecanlandıracak olan isimlerden biri Terence Blanchard olacak. Günümüz jazz dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Blanchard, 13 ve 14 Kasım akşamları Nardis Jazz Club’da sahne alıyor.

Blanchard’ın Türkiye’ye geleceğini ve Nardis Jazz Club’da konser vereceğini duyduğumda çok heyecanlandım. Hem film müziklerini, hem de jazz ağırlıklı kayıtlarını sıklıkla dinlediğim ve her yeni projesini yakından takip ettiğim bu müzisyeni canlı dinleyecek olmak; bir konser salonunda değil, müzisyen – dinleyici iletişiminin çok daha yoğun olduğu Nardis Jazz Club’da dinleyecek olmak, bir jazz sever olarak beni çok sevindirdi.

Blanchard, en son 2007 yılında 14. Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde, Spike Lee filmleri için bestelediği eserlerden bir seçki çalmıştı. Nardis konserlerinde ise, quintet formatıyla, hem doğaçlamaya daha açık, hem de özdeşleşmiş olduğu hard-bop geleneğine daha yakın bir repertuar seslendirecek. Blanchard’a bu konserde, tenor saksafonda Brice Winston, piyanoda Fabian Almazon, basta Joshua Crumbly ve davulda Kendrick Scott eşlik edecek.

Blanchard’la henüz görüşme fırsatım olmadı, ancak buradayken, kendisiyle kısaca sohbet edip hem bu sohbetimizi yazıya dökmeye, hem de konser izlenimlerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Ancak ondan önce, geleneğimizi bozmuyor ve sanatçının hayatı ve müzik geçmişiyle ilgili bilgileri sizlerle paylaşıyoruz.

Blanchard, sadece kuvvetli bir enstrümantalist ve lider değil, aynı zamanda çok başarılı bir kompozitör ve aranjör. Defalarca Grammy’e aday olan, beş defa bu ödülü kazanan, jazz dünyasında ve onun ötesinde başarılı bir kariyer geliştiren Blanchard, 1962 doğumlu; Wyonton ve Branford Marsalis kardeşlerle aynı jenerasyondan.

Sanatçı, 5 yaşında piyano çalarak müziğe adım attı, ancak üç yıl sonra trompete geçti. Annesinin yarı zamanlı opera sanatçısı olması ve bir sigorta şirketinde yönetici olarak çalışan babasının da müziğe yoğun ilgisi sayesinde, yazları müzik kamplarına giden Blanchard, burada çocukluk arkadaşı Wynton Marsalis ile birlikte trompet çalıyordu, ancak henüz dehasını Marsalis gibi bu yıllarda göstermeyi başaramamıştı.

Sanatçı, lise yıllarında, jazz eğitimiyle ünlü New Orleans Center for Creative Arts (NOCCA)’ta Ellis Marsalis, Jr. ve Roger Dickinson’la çalıştıktan sonra 18 yaşında New Jersey’e taşınarak Rutgers Üniversitesi’ne kaydoldu. Henüz altı ay önce ellinci yaşına giren New Orleanslı müzisyenin profesyonel müzik kariyerinin başlangıcı da bu yıla , 18 yaşındayken Lionel Hampton Orkestrası’na katılmasına denk geliyor. İki yıl sonra, 1982’de ise, o dönemde topluluktan ayrılan Wynton Marsalis’in tavsiyesiyle Art Blakey’in Jazz Messengers topluluğunda Marsalis’in yerini aldı, dört yıl boyunca burada müzikal direktörlük görevini üstlendi ve trompet çaldı.

Terence Blanchard2

Terence Blanchard

Jazz Messengers, jazz tarihi içinde Miles Davis’ten sonra en önde gelen, okul niteliğini taşıyan topluluklardan biri kuşkusuz. Kısaca, bu grupta çalmış olan müzisyenlere bakarsak, aralarında Wynton Kelly, Kenny Drew, Keith Jarrett, Mulgrew Miller, Horace Silver, Cedar Walton, Kenny Garrett, Benny Golson, Lou Donaldson, Johnny Griffin, Branford Marsalis, Wayne Shorter, Bobby Watson, Clifford Brown, Donald Byrd, Kenny Dorham, Freddie Hubbard, Chuck Mangione, Wynton Marsalis, Lee Morgan, Woody Shaw, Valery Ponomarev, Robin Eubanks, Stanley Clarke, Kevin Eubanks’ın da bulunduğu onlarca jazz dünyasına damgasını vurmuş sanatçıyı görüyoruz. Art Blakey’nin müzisyenliğinin yanı sıra eğitmenliğinin önemi de burada belli oluyor zaten. Jazz Messengers’ın kuruluşundan bu yana en üst kalibre müzisyenlerle gelişmiş olması, hem topluluğun ortaya çıkardığı müziği bambaşka bir yere getirdi, hem de bu müzisyenlerin kariyerlerinin önemli gelişim aşamaları oldu.

Terence Blanchard da, Jazz Messengers okulundan yetişmesinin faydasını, ilerleyen yıllarda, hem jazz projelerine liderlik yaparken, hem de bestecilik kariyerinde fazlasıyla gördü. Hatta, ilk Grammy adaylığını da Messengers ile kaydettikleri New York Scene albümü ile alan trompetçi, bu yıllarda Concord Music ile anlaşmış ve kendi liderliğinde albüm çalışmalarına başlamıştı.

Blanchard’ın ilk albümüyse, Donald Harrison ve Mulgrew Miller önderliğindeki quartet ile kaydettikleri New York Second Line (1984) idi. 1980’lerin jazz’ın yeniden canlanması sürecinde kendilerinden çokça bahsettirmişlerdi ve o yıllarda ümit vaadeden müzisyenler olarak kendilerini çabucak kanıtlamayı başarmışlardı. 1990 yılına kadar çalmaya ve kayıtlar yapmaya devam eden quintet, 1986 yılında Concord Music’ten Discernment (1986) ve Nascene (1986) albümlerini yayınladı. Concord Music’le yakaladıkları başarının ardından, Columbia Records’la anlaştılar ve 1987 yılında Crystal Stair, 1988’de ise Black Pearl’ü yayınladılar. 1990’dan itibaren solo kariyerine devam etmek isteyen Blanchard, bu topluluktan ayrılarak kendi projelerini geliştirmeye başladı.

Blanchard, Terence Blanchard isimli, kendi liderliğindeki ilk albümü ise 1991 yılında Columbia’dan kaydetti. Columbia ile birlikte çalışmaya uzun yıllar devam eden müzisyenin kendi liderliğinde kaydettiği ikinci albüm ise 1992 tarihli Simply Stated’dı.

Spike Lee filmlerinde yer alan Mo’ Better Blues ve Do The Right Thing eserlerini seslendirdikten sonra, Lee, Blanchard’ın Jungle Fever (1991) ile başlayan tüm filmlerinin soundtrack’lerini bestelemesini istedi. Branford Marsalis Quartet ile kaydettikleri Mo’ Better Blues ile 1990 yılında En İyi Enstrümantal Jazz Performansı dalında Grammy Ödülünü de kazanan Blanchard, o yıldan itibaren Lee’nin Malcolm X, Clockers, Summer of Sam, 25th Hour, Inside Man filmlerinin müziklerini yazdı ve seslendirdi. Özellikle 25th Hour filminin müzikleri, Blanchard’a sinema dünyasından da takdir ve beğeni kazandırdı. Ayrıca, Lee’nin, Katrina Kasırgası’nı ve Katrina’nın ardından bir hayalet şehir haline gelen New Orleans’ı anlattığı dört saatlik belgeseli olan When the Leeves Broke: A Requiem in Four Acts filminde, annesiyle birlikte rol aldı ve New Orleans’taki eski evlerinin nasıl bu doğal felakette yok olduğunu anlattı. Ardından da, 2007 yılında Blue Note Records’dan A Tale of God’s Will (A Requiem for Katrina) albümünü yayınladı, hatta Aaron Parks (p), Brice Winston (s), Derrick Hodge (b), Kendrick Scott ve 40 kişilik bir yaylılar topluluğuyla kaydedilen bu albümle 2008 yılında ilk defa En İyi Orkestral Jazz Albümü kategorisinde Grammy Ödülü’nü kazandı.

Terence Blanchard3

Terence Blanchard

Blanchard, bir sanatçı olarak kendi çevresinde gerçekleşen olayları kaydetmenin ve bunları yorumlamanın bir görevi olduğunu söyler:

Ancak Katrina’daki problem, bu felaketin büyüklüğünden ötürü şimdiye çok az sanatçının ve müzisyenin bu konuya değinmesi. Hala gerçekleşen ve süregelen olayları anlamaya ve hazmetmeye çalışıyoruz. Sonu gelmeyen bir hikaye gibi bu…

Blanchard, Spike Lee’nin yanı sıra başka yönetmenler için de eserler besteledi. Onların arasında Leon Ichaso, Ron Shelton ve Kasi Lemmons da bulunuyor. Jazz dünyasının dışına çıkması ve çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşması film müzikleriyle ve bu alanda elde ettiği başarıyla gerçekleşti aslında. Ancak yine de Blanchard, müzik sevgisinin jazz’la daha çok ilintili olduğunu her fırsatta dile getirmekte: Downbeat dergisiyle 1994 yılında yaptığı bir röportajda da “Film müziği bestelemek keyifli olabiliyor, ancak hiç bir şey bir jazz müzisyeni olarak bir jazz kulübünde çalmanın ötesine geçemez.” demişti. Jazz’ın köklerine bu derece bağlı olan ve jazz geleneğini de kendi müziğinde son derece başarılı bir şekilde yaşatan Blanchard’ın bu sözleri, beni bir daha Nardis Jazz Club’da vereceği konsere getiriyor ve beklentilerimi biraz daha yükseltiyor.

1990’ların ortası ve 2000’li yıllarda, Blanchard, müzikte daha da olgunlaştı ve kaydettiği albümleri büyük başarılar kazandı. Columbia Records, Sony Classical ve ardından Blue Note ile kaydettiği In My Solitude: The Bille Holiday Songbook (1994), Romantic Defiance (1995), The Heart Speaks (1996), Wandering Moon (2000), Let’s Get Lost (2001), Bounce (2003) ve yapımcılığı Herbie Hancock tarafından üstlenen Flow (2005) bu dönemde yayınladığı albümlerden birkaçı. Diana Krall, Jane Monheit, Diane Reeves ve Cassandra Wilson’ın da katılımıyla kaydettiği Let’s Get Lost ile ticari anlamda da başarı kaydeden müzisyenin şimdiye kadar en çok satan albümü buydu. Blanchard, 2005 yılında bir başka Grammy Ödülü’nü kazandı. McCoy Tyner liderliğinde, Gary Bartz, Christian McBride ve Lewis Nash ile kaydettikleri Illuminations albümü En İyi Enstrümantal Jazz Albümü dalında Grammy ödülünü kazanmıştı.

Terence Blanchard4

Terence Blanchard

Blanchard’ın Grammy koleksiyonu sadece kayıtlarıyla da sınırlı değil. Monterey Jazz Festivali’nde canlı çaldığı konserin kaydı olan Live at the 2007 Monterey Jazz Festival albümünde yer alan solosu, En İyi Enstrümantal Jazz Solo kategorisinde Grammy kazandı. Bununla birlikte, aynı yıl Monterey Jazz Festivali’ne ‘Artist-in-Residence’ olarak atanan Blanchard, festival yönetimi tarafından “neslinin sanatsal anlamda en olgun ve yenilikçi sanatçılarından biri ve jazz eğitiminin sıkı destekçilerinden” olarak tanımlanmıştı. Monterey Jazz Festivali’nin 50. Yıldönümünü kutlamak üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nde 10 haftalık bir turneye çıkan ekipte Blanchard’a James Moody, Benny Green, Derrick Hodge, Kendrick Scott ve Nnenna Freelon eşlik etti; bu turne müzisyenin son yıllarda gerçekleştirdiği ve en beğenilen projelerinden biri oldu.

Yıllar sonra Concord’la tekrardan çalışmaya başlayan Blanchard’ın son albümüyse, 2009 yılında yayınladığı Choices. Choices, sosyal aktivist Dr. Cornel West ve R&B şarkıcısı Bilal’in de katkısıyla kaydedilen bir sextet albümü. New Orleans’taki Ogden Museum of Southern Art’ta kaydedilen bu eser, eleştirmenlerden de son derece olumlu yorumlar aldı. Blanchard’a göre,

Choices’ın aldığı tepkiler çok olumlu ve aynı zamanda duygusal. Müziğin içinde yer alan sözlü bölümler, insanların hayatlarında verdiği kararlarla ilgili. Canlı performanslarımızın ardından, izleyiciler bize gelerek özellikle Katrina’dan sonra New Orleans’ta ne olduğuyla ilgili kendi vicdanlarıyla hesaplaştıklarını ve kendi kararlarını sorguladıklarını söylediler; müziğin gerçekten bunları düşünmelerini sağladığını vurguladılar.

Choices, Blanchard’ın 39. albümü. Bir sonraki albümünün kaydını Blue Note ile gerçekleştirmesi beklenen müzisyen, bugün de hem canlı performanslarına devam ediyor, hem de çeşitli film müziği projeleri üzerinde yoğun olarak çalışıyor.

Blanchard’ın jazz performansı ve besteciliğin yanı sıra, jazz eğitimi üzerine de ciddi çalışmaları var. 2000 yılında Herbie Hancock’un başkan, Wayne Shorter, Clark Terry ve Jimmy Heath’in de mütevelli üyesi olduğu University of Southern California’daki ünlü Thelonious Monk Institute of Jazz’in sanatsal direktörü olarak atandı. Bu enstitünün jazz programının yeniden yapılandırılmasında yer aldı.

Blanchard için, bu enstitüdeki görevi çok önemli. Sadece seçilmiş öğrencilerin sanatsal anlamda gelişmelerine destek olmuyor, aynı zamanda toplumsal faaliyetler de yürütüyor:

Jazz camiasına katkıda bulunmak için bu görevi kabul ettim. Eğer müzisyen olmasaydım, kesinlikle akademisyen olmak isterdim. İşte bu yüzden, ben de bu kadar açık ve erişilebilir bir ortam sunan bu özel programda yer almaktan çok büyük mutluluk ve gurur duyuyorum.

Blanchard, aynı zamanda enstitünün tarihinde ve aynı zamanda New Orleans’ın tarihinde önemli bir değişimin gerçekleştirilmesinde kilit bir rol oynadı. Katrina felaketinden sonra, 2007 yılında ‘New Orleans’a Destek’ insiyatifini geliştirdi ve programın Los Angeles’tan, New Orleans’taki Loyola Üniversitesi’ne taşınması konusunda yoğun lobi çalışmalarında bulundu. Blanchard’a göre,

Terence Blanchard5

Terence Blanchard

Katrina Tufanı’ndan sonra, New Orleans darmadağın olmuş ve müzikal temelleri sarsılmıştı. Ben bu şehirde büyüdüm ve jazz’ı burada, Wynton ve Branford Marsalis gibi müzisyenlerle birlikte öğrendim. Eminim ki, enstitünün New Orleans’a taşınmasının hem jazz, hem de toplumumuz üzerinde çok büyük olumlu etkileri olacaktır. Tekrardan New Orleans’ın ve jazz’ın gelişmesi ve yeşermesi için çok çalışacağız.

Blanchard, 10 yıl boyunca yürüttüğü görevinin ardından Thelonious Monk Institute of Jazz’dan ayrıldı, 2011 yılında University of Miami, Frost School of Music’in jazz enstitüsü Henri Mancini Institute’ün sanat direktörü oldu. Thelonious Monk Institute of Jazz ‘daki başarısını, Miami’de tekrarlamakta; bu prestijli görevi halen yürütmeye devam ediyor.

Blanchard’ın müzik kariyerine ve üretim, performans, eğitim ve türler arası geçiş yeteneklerine baktığımızda, onu 360 derece bir sanat insanı olarak nitelendirmek doğru olacak. Lionel Hampton Orkestrası’na katılımından bu yana geçen 32 yıl boyunca, sürekli kendini geliştiren, aynı zamanda kendi bilgi ve tecrübesini de her zaman için gençlerle paylaşmaya çalışan, çıktığı turnelerde workshop’lar düzenleyen, hem eleştirmenler, hem de dinleyicileriyle fikir alışverişi yapmaktan kaçınmayan bir müzisyen Blanchard. Günümüz sinema dünyasının önde gelen bestecilerinden olmasının yanı sıra, jazz dünyasının içinde de her zaman adından söz ettirecek projeler gerçekleştirmesi, yaratıcı ve yenilikçiliğinin en büyük göstergesi. Böyle kariyerli ve kuvvetli bir müzisyeni, Nardis Jazz Club gibi sıcak ve müzisyen – dinleyici etkileşimini destekleyen bir ortamda dinleyecek olmak, bence hepimiz için büyük bir şans.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Temmuz 2012 tarihli 67. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar