Sadece çalıyorum. O anda hangi notayı çaldığımı düşünmüyor, sadece Tanrı’dan gelenleri dışavuruyorum. Çalarken, kendimi saf ve açık tutmaya çalışıyorum. Bütün etkilere, ilhamlara kendimi açıyorum, elimden geldiği kadar spontan olmaya çalışıyorum ve dinleyicilerle olan etkileşimin beni yeni bir yere götürmesini bekliyorum.

Roy Hargrove

Roy Hargrove

Roy Hargrove’un müziğini anlamamız için belki de en iyi yöntem, onun bu sözlerine kulak vermek ve müziğinin derinliklerindeki üç öğeyi anlamak: Spontanlık, özgürlük, özgünlük.

Ve çalışmak: “Çalışmak şart, tekniğini geliştirmek, durmadan, duraklamadan çalışarak mükemmelliğe yaklaşmak gerekli,” diyor Hargrove. Çünkü ancak çalışarak, tekniğimizi geliştirerek, aradığımız, erişmek istediğimiz özgürlük ve özgünlüğe ulaşabiliriz, ona göre.

Nardis Jazz Club, günümüzün en yetenekli ve başarılı trompet sanatçılarından biri olan Roy Hargrove’u önümüzdeki günlerde müzikseverlerle buluşturacak. Hargrove, en kısa tanımıyla, neslinin önde gelen jazz yorumcularından ve enstrümantalistlerinden biri. Terence Blanchard, Nicholas Payton, Kermit Ruffins ve Wallace Roney ile aynı yaş grubunda olan sanatçı, Lee Morgan ve Clifford Brown etkileşimli trompet üslubu, kendine has tarzı ve kişiliği ile adından sıklıkla söz ettiriyor. Hargrove, jazz dışında, popüler müzik dünyasında da adını duyurdu, yaklaşık 25 yıllık profesyonel müzik hayatı içinde jazz dünyasına imzasını attı.

Nardis Jazz Club’da 13 ve 14 Nisan tarihlerinde iki konser verecek olan Hargrove’a, Justin Robinson (Alto saksofon, flüt), Sullivan Fortner (piyano), Ameen Saleem (bas) ve Quincy Phillips (davul) eşlik edecek. Dört gözle beklediğimiz bu konser vesilesiyle, Hargrove ile kısa bir telefon sohbeti gerçekleştirme fırsatım oldu. Bu yazıda, hep birlikte, Hargrove’u biraz tanıyacak, müzisyenin kendi müziği hakkındaki görüşlerini ineceleyecek; bu nev-i şahsına münhasır sanatçının zihin dünyasında kısa bir yolculuğa çıkacağız. Böylelikle de, Nardis Jazz Club’da, Hargrove’u ve ekibini canlı dinlerken, müziğini biraz daha anlamlandırma imkanımız olacak.

Roy Hargrove, 1969 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinin Waco kentinde dünyaya geldi. ABD’deki birçok Afrika kökenli müzisyen gibi, Hargrove da müzik temellerini gospel geleneği içinde, her Pazar gittiği kilisede edindi. Dördüncü sınıfta ilk defa trompet çalmaya başlayan müzisyen, henüz 16 yaşındayken Dallas’taki Booker T. Washington School for the Visual and Performing Arts’ta müzik eğitimi almaktaydı.

Hargrove’un gerçek anlamıyla keşfedilmesi de bu yıllara denk gelmektedir. Jazz geleneğini tekrardan yeşerten ve özellikle genç müzisyenlerin bu geleneğe kazandırılması için çok önemli çalışmalarda bulunan Wynton Marsalis, Teksas eyaletinin en önemli sanat okullarından biri olan Booker T. Washington’da bir jazz kliniği gerçekleştirmiş, bu klinikte tanıştığı Hargrove’un çalışından son derece etkilenmişti. Marsalis’in daveti üzerine Ft. Worth’s Caravan of Dreams Performing Arts Center’daki topluluğa katılan Hargrove, ilerleyen üç ay içinde Dizzy Gillespie, Herbie Hancock, Freddie Hubbard ve Bobby Hutcherson’un topluluklarında konser verme fırsatı buldu. Henüz 18 yaşını doldurmamış olan Hargrove, herhalde tüm genç müzisyenlerin hayalinde olacak bir şekilde müzik kariyerine ilk adımını atmıştı.

Roy Hargrove2

Roy Hargrove

Onun da ötesinde, yine 18 yaşını doldurmadan ilk Avrupa turnesine çıkan müzisyen, aynı yıl önce North Sea Jazz Festival’de yer aldı, ardından bir ay boyunca Avrupa’nın önde gelen konser salonlarında ve jazz kulüplerinde çaldı.

Sohbetimizde Hargrove, müzik eğitiminin önemini vurgulamadan geçmedi:

Müzik eğitimi çok önemli, tekniğinizi geliştirmeli, en üst seviyeye çıkarmaya çalışmalısınız. Aksi takdirde aklınızdan geçenleri seslerle dışavuramazsınız.

Ancak Berklee School of Music’teki eğitimini, okuldan çok Manhattan’daki jazz kulüplerinde vakit geçirdiği için bir yıl sonra yarıda bırakan Hargrove, 1989 yılından itibaren eğitimine New York’taki New School’da devam etti. Geçtiğimiz yüz yıl boyunca ve hala günümüzde jazz dünyasının merkezinde olan New York’taki kariyeri, Bobby Watson ile başladı Hargrove’un. Superblue adlı bu grupta Mulgrew Miller ve Kenny Washington’la çalan müzisyen, 1990 yılında ilk solo albümü olan Diamond in the Rough’ı yayınladı. Novus/RCA etiketiyle Public Eye (1990), Tokyo Sessions (1991), The Vibe (1992), Of Kindred Souls (1993) ve Approaching Standards (1994) albümlerini kaydeden Hargrove, 1994 yılında ise Verve ile anlaşma imzaladı.  Verve ile ilk albümü, Joe Henderson, Stanley Turrentine, Johnny Griffin, Joshua Redman ve Branford Marsalis’i içeren muhteşem bir kadro ile aynı yıl kaydettiği With the Tenors of Our Time’dı. Henüz 25 yaşında kaydettiği bu albüm, müzik yaşantısının geleceği için çok önemli ipuçları taşıyordu: Hargrove, kendi sound’unu bulmuş, kısa zamanda olgunluğa erişmiş, lirik bir dinamizm sergilemeye başlamıştı.

Hargrove’un müzik kariyerinin ve üslubunun bir hayli eklektik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Verve şirketinin de desteğiyle her albümü bir diğerinden farklı olan Hargrove, 1990’lar boyunca Sonny Rollins, Jackie McLean, Natalie Cole, Diana Krall, Jimmy Smith, Carmen McRae, Shirley Horn ve Abbey Lincoln gibi jazz efsaneleriyle çaldı. Ünlü Lincoln Jazz Center’ın desteğiyle, The Love Suite: In Mahogany eserini besteledi ve 1993 yılında seslendirdi.

Hargrove için, hangi janrda müzik icra ettiği çok da önem taşımıyor:

Bence müziği sınıflandırmamak gerekli. Herkesin yaptığı bu sınıflandırmaların müziğimi sınırlandırdığını, yaratıcılığımı kısıtladığını düşünüyorum. Sonuçta, bir kez enstrümanınızı elinize aldınız mı, tüm dünyaya ulaşabilmelisiniz. Eğer doğru bir şekilde çalışmış ve kendinizi geliştirebilmişseniz, o zaman zaten sizin için de hangi tarzda müzik çaldığınız – ya da onun ne şekilde sınıflandırıldığı – son derece önemsiz olacaktır.

roy-hargrove3

Roy Hargrove

Hargrove, bu bakış açısına paralel olarak, Diana Ross, John Mayer, Steve Tyrell ve Kenny Rankin gibi jazz dünyasının dışındaki yıldızlarla da çaldı. Soul müziğin yıldızlarından D’Angelo’nun ve Erykah Badu’nun albümlerinde yer alan müzisyen, sınırları daha da zorlayarak rap müzisyeni Common ve İngiliz yapımcı Gilles Peterson’ın albümlerinde yer aldı.

Aynı zamanda kendi liderliğinde kaydettiği albümlerde de çeşitli deneyler yapmaktan, müziğini geliştirecek atılımlara girmekten de geri kalmadı. Örneğin, 1995 yılında Christian McBride ve Stephen Scott’la kaydettiği Parker’s Mood, Hargrove’un jazz geleneğinin tanımladığı alan içinde yaratıcılığını sergilediği, son derece başarılı bir albümdü.

1998 yılında piyano efsanesi Jesus “Chucho” Valdes, heyecan verici Horatio “El Negro” Hernandez ve  gitar virtüözü Russell Malone’un de yer aldığı Roy Hargrove’s Crisol gurubuyla kaydettiği Habana albümüyle En İyi Latin Jazz Performansı dalında Grammy Ödülü’nü kazanan müzisyen, bu albümle ilk defa Latin jazz dünyası içindeki keşiflerini bir kayıt aracılığıyla dinleyicilere aktarmış oldu.

2000’li yıllarda ise müzik kariyerine aynı hızla devam etti: Müzisyen, günümüzde dahi RH Factor isimli funk grubu ile verdiği konserlerde ortalığı kasıp kavuruyor. RH Factor’da Hargrove’a, Chalmers “Spanky” Alford, Pino Palladino, James Poyser, Jonathan Batiste ve Bernard Wright eşlik ediyor. Topluluk, 2003 – 2006 yılları arasında çok iyi üç albüm kaydı gerçekleştirdi: Hard Groove (2003), Strength (2004), Distractions (2006).

Hargrove’un Verve ile kaydettiği son albümü Nothing Serious (2006), benim favori albümüm. Hargrove, bu albümü genç ve bir o kadar da iyi bir ekiple kaydetmiş: Dwayne Burno (bas), Justin Robinson (alto saksofon, flüt), Slide Hampton (trombon), Ronnie Matthews (piyano), Willie Jones III (davul). Albüm, aynı zamanda, müzikteki spontanlıkla ilgili düşüncelerini de açıkça  yansıtıyor Hargrove’un:

Birlikte çalmak aslında çok zor değil. Teknik konulara çok girmemek, orada kaybolmamak, bunları çok da düşünmemek lazım. Önemli olan bir araya geldiğinizde bir duygu bütünlüğü oluşturmanız,  birbirinizle müziğinizi paylaşmanız. Dinlemek bir de… Bunları yapabiliyorsanız, o zaman kimin ne çalacağınızı önceden konuşmanıza bile gerek kalmıyor. Başlıyorsunuz çalmaya, ve birisi sizi durdurana kadar çalmaya devam ediyorsunuz. Asıl zor olan, bu bütünlüğü yaratmak. Şimdiye kadar birlikte çaldığım birçok müzisyenle de aynı dilden konuştuğumuzu, aynı dünyalarda yaşadığımızı hissettim. Ve çaldım, sadece çaldım.

Hargrove, birkaç yıl önce Verve’den ayrılarak, Emarcy ile anlaştı. On yılı aşkın bir süredir yoluna aynı şirketle devam eden ve her albümünde gerçek anlamıyla yeni şeyler deneyen müzisyene, neden Verve’den ayrıldığını ve Emarcy’e geçtiğini sordum.

Aslında bu gibi şeyleri düşünmek istemiyorum. Ben sadece müziğime odaklanmaya çalışıyorum, diğer konularla başkalarının ilgilenmesini bekliyorum. Bu değişiklik için de çok net bir yorum yapamam, ama plak şirketlerinin bazen müzisyenlere istediği boşluğu sağlamadığını söyleyebilirim. Öte yandan benim için bir değişiklik yapmanın zamanı gelmişti; çünkü yeni insanlarla çalıştığınız, konuştuğunuz, müziğinizi başkalarıyla paylaştığınız zaman yeni fikirler edinmeniz de mümkün olabiliyor.

Emarcy ile 2008 ve 2009 yıllarında Ear Food ve Emergence albümlerini kaydeden Hargrove, ilk defa big band formatını Emergence albümünde kullandı. Quintet’iyle daha klasik bir üslup sergileyen müzisyen, RH Factor ile funk ve R&B dünyasına adım atmış, farklı topluluklarda konuk sanatçı olarak verdiği yüzlerce konser ve yaptığı onlarca kayıtta çok farklı formattaki topluluklarla çalma şansı yakalamıştı. Emergence’daki big band tecrübesinin, aslında bir quintet’ten o kadar farklı olmadığını düşünüyor Hargrove:

Tamam, bir tarafta sadece beş kişi için beste yapıyorum, diğer tarafta ise 19 farklı müzisyenin çalacağı müziği düşünüyorum. Belki quintet formatında müzisyenlere daha çok özgürlük tanıyor olabilirim, ancak big band için de yine özgürlüğe önem veriyorum. Sonuçta müzikte özgür olmalıyız, özgürlüğümüzü yansıtmalıyız. Ve yine söylüyorum, hiçbiri o kadar karmaşık, korkunç değil; sonuç olarak bir araya geliyoruz, bir şeyler paylaşıyoruz ve çalıyoruz. İster beş kişi, ister on, ister on dokuz. Önemli olan yaratıcılığı kaybetmemek ve düşüncelerin, fikirlerin, duyguların akması için kendinizi açık tutmak… Jazz’da dostluk çok önemli. Sosyal hayatta, toplumda olduğu gibi, müzikte, jazz’da da arkadaşlığı sağlamanız lazım. Herkesin ‘topluluk’ anlayışını benimsemesi, ama onun ötesinde birer birey olarak müziğe katkıda bulunması, kendi fikirlerini açıklıkla dile getirmesi, herkesin birer solist ve eşlikçi mentalitesine sahip olması şart.

Hargrove’u, en son yaklaşık on yıl önce İstanbul Jazz Festivali’nde, Herbie Hancock ve Michael Brecker ile seslendirdikleri Directions in Music projesini, Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda çalarken canlı olarak izlemiştim. Hatta bu projenin canlı kaydı olan Directions in Music: Live at Massey Hall ile En İyi Enstrümantal Jazz Albümü kategorisinde Grammy Ödülü’nü de alan Hargrove, özellikle emprovizasyonlarıyla fazlasıyla dikkatleri üzerinde çekmişti. All-star projelerin ticari bir hale gelmesinden yakınan jazz eleştirmenlerini haksız çıkarırcasına, Directions in Music, gerçekten sanatsal değeri çok yüksek olan, çok iyi müzisyenlerin bir araya gelmesinin ötesinde, bir ‘takım ruhu’nun sağlandığı, çok özel bir projeydi.

Türkiye’ye daha önce birkaç kez gelip konser verdiğinden bahseden Hargrove’a, artık geleneksel olan, “Türk jazz izleyicisini nasıl buldunuz?” sorusunu sordum, son derece olumlu bir yanıt aldım:

İstanbul’daki konser harikaydı. Türk jazz dinleyicisinin gerçekten jazz sevdiğini görmek, konser boyunca verdikleri tepkilerden görmek mümkündü. Benim için de İstanbul’da çalmak bambaşka bir tecrübe oldu. Şehirde çok ciddi bir spiritüel enerji var. İnsanı sarıyor, ilham veriyor adeta. O yüzden tekrar İstanbul’a gelmeyi ve Nardis Jazz Club’da çalmayı dört gözle bekliyorum.

Nisan ayında gerçekleşecek olan konserden bahsetmişken, Nardis Jazz Club’da Roy Hargrove Quintet’i  izlemeye gelen jazz dinleyicilerinin nasıl bir repertuar dinleyeceğini sormak istedim. Hargrove, ilginç bir yanıt verdi:

Bilmiyorum. Gerçekten uçaktan inene kadar, hatta belki de konser başlayana kadar hangi parçaları seslendireceğimizi düşünmek de istemiyorum. Çünkü o zaman, içinde bulunduğum anın bana vereceği ilhamı, şehri, insanları, Nardis Jazz Club sahnesini, hepsini gördükten sonra ve hatta ilk parçayı çalmaya başladıktan sonra başka ne çalacağımızı göreceğiz. Zaten geniş bir repertuarımız var… Önceden düşünmenin müziğimizi kısıtladığı için sağlıklı olmadığını düşünüyorum. O yüzden de, dinleyiciler kadar benim için de sürpriz olmasını doğal karşılıyorum. İşte ancak bu şekilde esnek olabilir, o anın spontan enerjisini hissederek orijinal bir şekilde çalabiliriz.

Roy Hargrove

Roy Hargrove

Hargrove, 23 yıl boyunca aktif olduğu jazz dünyasında kendi liderliğinde toplam 17 albüm kaydetti. Ancak Emergence’tan bu yana, üç yıl boyunca sessizliğini koruyan Hargrove, yakında bir albüm kaydetmeyi düşünmüyor, ya da dinleyicilere sürpriz yapmayı tercih ediyor.

Önceden reklam yapmayı sevmiyorum, eğer bir albüm kaydediyorsam, o zaman herkes için sürpriz olsun.

Roy Hargrove Quintet, bu yıl bambaşka bir vesileyle, Amerika Birleşik Devletleri’nde ikincisi düzenlenen Ertegün Jazz Günleri kapsamında,Türk jazz dinleyicisiyle buluştu. Roy Hargrove, Lincoln Jazz Center ve Atlantic Records ortaklığında düzenlenen ve Washington’daki Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğu’nda gerçekleşen bu konserde harikalar yarattı, ABD basınından çok olumlu tepkiler aldı.

Hargrove ile yaptığım sohbet sonucunda, karşımda sürekli müzik düşünen, yaratıcı olmaya çalışan, ama bunu yaparken de müzik yaratım sürecinin doğallığını koruyan bir müzisyen gördüm. Yeni işler yapmak, esnek olmak, hayatın içinden ilham almak, yenilikçi olmak çok önemli onun için. Konu müzik olunca, kelimeler bir yere kadar tanımlayabiliyor ya da analiz edebiliyor; ancak en doğrusu ve ilk yapılması gereken, gidip dinlemek. Mümkün olduğu kadar çok dinlemek, anlayarak dinlemek. Özellikle, Roy Hargrove gibi canlı performansı sayısız müzikal sürprize gebe olan bir ustayı dinlemek…

Sonuçta, Hargrove’a göre ihtiyacımız olan tek şey yenilik ve yaratcılık:

Bugün jazz dünyasında ne sunabiliriz ki? Bütün konu, yenilikçi olmayla ilgili, ki bu asıl aradığımız. Ancak bugün yenilikler, geleneğin ruhunu taşıyan ve dinleyenlerle birlikte çalanları iyi hissettiren müziklerle gelecek. Eğer müziği dinlerken bir şey hissetmiyorsanız, o zaman hiç bir anlam ifade etmez.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Nisan 2012 tarihli 66. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar