Akbank Caz Festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da jazz dünyasının en önemli isimlerini İstanbul’a getiriyor ve jazz sevdalılarıyla buluşturuyor. Kenny Barron ve Dave Holland, 31 Ekim Cuma akşamı, İstanbul sanat hayatına yeni katılan mekanlardan biri olan Zorlu Center Performan Sanatları Merkezi’nde, duo projelerini seslendirecekler.

Biz de, Akbank Caz Festivali’nin şerefine, festivalin en önemli katılımcılarından biri olan Kenny Barron’ı dergimizin sayfalarına taşıyoruz. Barron’la konser öncesinde yaptığımız röportajla birlikte, müzisyenin yaşam öyküsüne ve müziğine değineceğiz.

Kenny Barron, geçtiğimiz elli yılın en önemli jazz müzisyenlerinden biri. Yüzlerce kayıtta yer almasının yanı sıra, Dizzy Gillespie, Joe Henderson, Yusef Lateef gibi önemli müzisyenlerle çalmış, kendi projeleri ve çalışmalarıyla da jazz piyanonun en önemli yaşayan isimlerinden biri olmuş. Dokunaklı, duygusal üslubu ve melodileri, liderliğin yanında bir ritim seksiyonundaki sağlamlığı ve eşlikteki başarısı da Barron’ı, albüm kayıtları için aranan isimlerin ilki haline getirmiş.

Kenny Barron

Kenny Barron

71 yaşındaki Barron, 1943 yılında ABD’nin Philadelphia şehrinde dünyaya geldi. Barron’ın ilk öğretmenlerinden biri, Robin ve Kevin Eubanks kardeşlerin annesi Vera Eubanks’ti:

Ondan klasik müzik dersleri alıyordum. Harika bir öğretmendi. Her hafta Cumartesi günleri bize geliyordu. O zamanlar o da çok gençti, sanırım ya halen lisedeydi, ya da liseyi yeni bitirmişti. Ama genç yaşına rağmen çok iyi bir öğretmendi.

Kenny Barron’ın en büyük ağabeyi, Bill Barron da ünlü bir müzisyen. 1940’larda ve 1950’lerde jazz dünyasında epeyce aktif olan müzisyen, aynı zamanda John Coltrane’le de çok yakın arkadaştı. Hatta, Kenny Barron’un, henüz 17 yaşındayken, Savoy firmasından kaydettiği ilk albümünde ağabeyi Bill de yer alıyordu.

Kenny Barron’un hayatında ağabeyi Bill Barron’un önemi çok büyüktü. İlk albümünde yer almasının yanı sıra, müzikal fikirler geliştirmesi konusunda da ona çok destek olmuştu. Hatta Kenny Barron’un Mel Melvin’in Orkestrası’yla ilk defa sahne almasına da ağabeyi aracı olmuştu.

Bill, müzikal anlayışı açısından tarihinin ötesindeki müzisyenlerden biriydi. Stockhausen ve Webern gibi avant garde bestecileri yakından inceliyordu. Bill Barron’un New York’a taşındıktan sonra ilk konser verdiği müzisyenlerden biri de Cecil Taylor’dı.

Kenny Barron, Philadelphia’dayken Mel Melvin’in Orkestrası’yla bir süre çaldı. Liseyi bitirdikten sonra yaklaşık bir yıl kadar Philadelphia’da kalan müzisyen, 19 yaşında, 1961 yılında Bill Barron’un komşusu olarak New York’a taşındı. O zamanlar New York’ta jazz dünyası hala çok canlıydı ve müzisyenler birbirlerine destek olarak maddi manevi zorluklar taşıyan bu şehirde hayatta kalmalarını sağlıyordu. Sadece bir örnek: Kenny Barron’ın üst katında Elvin Jones ve Pepper Adams yaşıyordu. Yolun karşısında Lee Morgan, Reggie Workman ve Tootie Heath vardı. Birkaç sokak aşağıda da Ted Curson oturuyordu.

Kenny Barron’ın müzik hayatı yüzlerce başarıyla, ödüllerle dolu. Ama zaman zaman başarısızlıklarla karşılaştı: “1961 yılında Sarah Vaughn için seçmelere katıldım, ama o zaman henüz hazır değildim ki, kabul edilmedim. Hayatta bunlar da var.”

Kenny Barron, dört yıl boyunca, henüz 19 yaşında katıldığı Dizzy Gillespie topluluğunun bir parçasıydı.

New York’a taşındığım ilk günlerde Five Spot’ta takılıyordum ve sık sık James Moody’i dinlemeye gidiyordum. Bill’i tanıdığı için bir gün onunla sahne almamı istedi. Onun ardından kısa süre sonra da sürekli olarak James’le çalmaya başladım. Birlikte turneye falan çıkmadık, ama Brooklyn’deki Blue Coronet gibi yerlerde çalardık. Sextet’te James’in dışında Tom McIntosh, Dave Burns, Steve Davis ve Edgar Bateman da vardı.

Dizzy de James Moody’nin tavsiyesi üzerine beni topluluğa aldı. Onunla sahne alana kadar hiç çalmamıştım ve beni dinlememişti ama yine de James’in tavsiyesini çok ciddiye aldı. İlk konserimiz Cincinnati’de oldu. Hiç prova bile yapmadık. Provamız, konsere giderken takside gerçekleşti. O günlerde Chris White ve Rudy Collins de bana çok destek olmuştu, ona da teşekkür etmem gerekir.

Kenny Barron

Kenny Barron

Dizzy Gillespie Quintet’le ilgili en şaşırdığım nokta, topluluk bir quintet olsa da, çok kuvvetli ve sıkı bir ekip olmasıydı. Aranjmanlar çok sıkıydı, ekibin sound’u bir big band’i andırıyordu. Sadece bir melodi ve tekrarlayan emprovizasyonun ötesindeydi her şey. Bunun da ötesinde Dizzy’nin esprili kişiliği de şahaneydi.

Dizzy, armoni konusunda da çok bilgili olduğu için zaman zaman bana farklı voicingler gösterirdi. Piyano da çaldığı için bu konularda çok bilgiliydi. Kulübün dolu olmadığı zamanlar, konserin sonuna doğru piyanonun başına geçer ve James Moody ile duo çalardı. Belki harika bir solist değildi piyanoda, ama voicing’ler konusunda çok başarılıydı. Onun da ötesinde ritimler konusunda da çok bilgiliydi. Zaman zaman Rudy Collins’e ne yapması gerektiğini bile söylerdi.

Kenny Barron, Dizzy Gillespie topluluğunda, Latin ve Karayip ritimleri ve melodileri konusunda özel bir yetkinlik geliştirdi. Bu dünyanın müziklerini çok sevdi. Dizzy Gillespie Quintet’in ardından, bir süre Stanley Turrentine, Milt Jackson ve Buddy Rich ile çaldı, Freddie Hubbard ile Avrupa turnesi gerçekleştirdi.

Kenny Barron

Kenny Barron

1971 yılında Yusef Lateef’in topluluğuna katılan Barron, Lateef’ten hem müzik ve doğaçlama hakkında, hem de eğitimle ilgili çok şey öğrendiğini sık sık tekrarlar. Çünkü Barron, 1970’lerde tekrar üniversiteye dönerek Empire State College’dan lisans derecesini almıştır.

Bunda, Yusef Lateef’in etkisi çok büyük. Yusef, eğitime çok önem verirdi ve o zamanlar ekipteki herkes – Yusef, Tootie Heath ve Bob Cunningham – Manhattan Community College’da ders veriyordu. O zamanlar ben de konserden sonra bara gidip içki içmek yerine ders çalışıyordum. Hayatınızın daha ileriki bir safhasında eğitim alıyorsanız, o zaman okulun sosyalliğiyle ilgilenmiyorsunuz. Ben de sadece eğitim için oradaydım, bir nevi bir hedefim, misyonum vardı.

Empire State College, özgün bir üniversiteydi, çünkü hayat tecrübelerinizi kullanarak ders kredisi alabiliyordunuz. Mesela, turnelerim sırasında İskandinavya’da epey vakit geçirmiştim. Ve bu sepeten ötürü, sosyalizmle ilgili bir makale yazdım. Hatta, daha sonra bitirme projesi olarak modal müzikle ilgili bir araştırma projesi yaptım. Ta, en eski kilise müziklerinden Miles Davis’in yaptığı çalışmalara uzanan bir akademik makale hazırladım.

Barron, 1973 yılında Rutgers Üniversitesi’nin müzik bölümüne katıldı ve 2000 yılına kadar orada eğitim vermeye devam etti. Bu dönemde, David Sanchez, Terence Blanchard ve Regina Bell gibi önemli müzisyenlerin de öğretmeni olmuştu. Kenny Barron, şu anda Klasik Batı Müziği eğitimi konusunda dünyanın sayılı enstitülerinden biri olan Julliard School of Music’te eğitim vermeye devam ediyor. Julliard’daki piyano öğrencileri arasında da Earl MacDonald, Harry Pickens ve Aaron Parks bulunuyor.

1980’ler boyunca, Kenny Barron, ünlü saksafoncu Stan Getz ile uzun turnelere çıktı; birlikte kayıtlar gerçekleştirdiler: Bossas & Ballads – The Lost Sessions, Serenity, Anniversary, People Time. Hatta People Time albümleri, Grammy Ödülü’ne aday gösterildi. Barron, aynı dönemde Buster Williams, Ben Riley ve Charlie Rose ile birlikte Sphere  grubunu kurdu. Thelonious Monk’un ve Barron’ın özgün bestelerini yorumlayan topluluk, aralarında Polygram şirketi için Four For All ve Bird Songs gibi önemli albümler kaydetti. Charlie Rose’un vefatından sonra dağılan topluluk, 15 yıllık aranın ardından Gary Bartz’ın da katılımıyla bir araya geldi ve Verve firmasından 1998 tarihli bir albüm çıkardı.

Kenny Barron’a Verve ile kaydettiği albümler, aralarında 2000 yılı kaydı Spirit Song’un da oluğu beş Grammy adaylığı kazandırdı. Sambao, Charlie Haden ile düet projeleri Night and the City, Charlie Haden ve Roy Haynes ile trio olarak kaydettikleri Wanton Spirit albümleri de, yine jazz eleştirmenleri tarafından çok olumlu karşılanan ve Grammy adaylığı kazandıkları yapıtlardı.

Kenny Barron & Dave Holland

Kenny Barron & Dave Holland

Kenny Barron, müzik hayatında Ron Carter, Tonny Williams, Brooker Ervin, Elvin Jones, Woody Shaw, Philly Joe Jones, Jimmy Heath, Ted Curson, Tyrone Washington, Buster Williams, Ron Carter, Carl Grubbs, Marion Brown, Marvin “Hannibal” Peterson, Eric Kloss, Chico, Von Freeman, Jon Stubblefield, Nick Brignola, Michal Urbaniak, John Blake, Ray Anderson ve daha nieceleriyle çaldı, kayıtlar yaptı. Yıllar içinde 40’ın üzerinde kayıt gerçekleştirdi. Defalarca önemli ödüllere aday gösterildi, yıllarca farklı yayınlar tarafından üstüste En İyi Jazz Piyanisti seçildi.

1970’lerden sonra yaptığı kayıtlar, Kenny Barron’ın müzikal anlamdaki eklektik duruşunu açık bir şekilde yansıtır. Lee Morgan, Johnny Coles, Chet Baker, Eddie Henderson, Rebecca Coupe Franks, Terence Blanchard, Wallace Roney, Alvin Batiste, Benny Carter, Gary Bartz, Lee Konitz, Eddie Harris, Bobby Watson, Frank Morgan, Ernie Watts, George Freeman, Larry Coryell, Ted Dunbar, Jim Hall, Jimmy McGriff, Regina Carter, Red Mitchell, Dave Holland, Milt Jackson, Bobby Hutcherson, Louis Hayes, Roy Brooks ve Roy Haynes Kenny Barron’ın son 30 yılda çaldığı müzisyenlerin sadece birkaçı.

Kenny Barron’ın vokalistlerin de aradığı isimlerin başında geldiğini de söylemek gerekli. İsimler çok, her bir müzisyenin kendi diskografisine baktığımızda onlar için de Kenny Barron’ın yerinin ayrı olduğunu görebiliriz. Joe Lee Wilson, Michael Franks, Janis Siegel, Roseanna Vitro, Maria Muldaur, Sheila Jordan, Sathima Bea Benjamin, Teresa Brewer, Mark Murphy, Jimmy Scott, Roberta Flack, Jane Monheit, Jon Lucien ve Abbey Lincoln, Kenny Barron’ın vokalistlerle yaptığı çalışmalar deyince ilk akla gelenler.

Kenny Barron

Kenny Barron

Barron, dünyaca ünlü Downbeat, Jazz Times ve Jazzizz dergilerinin anketlerinde her yıl en üst seviyede yer alırken, müzisyen 2012 yılında SUNY Empire State College’dan, 2011 yılında ise jazz dünyasının en saygıdeğer eğitim kurumlarından biri olan Berklee College of Music’ten Fahri Doktora unvanı aldı.

Müzik üretirken, bazen aklıma fikirler geliyor, bazen de gelmiyor. Bu çok doğal. Aslında şöyle demek lazım: Her zaman için insanın aklına fikirler gelir, ama kimi zaman o fikirleri sevmezsiniz. Daha da ilginci, bir gün sevmediğiniz bir fikir, başka bir gün ilginç görünebilir ve tekrar o fikri ziyaret ederek geliştirebilirsiniz.

Kenny Barron’ın Akbank Caz Festivali’nde seslendireceği projeye gelirsek de, uzun yıllar boyunca sürdürdükleri dostluğu ve müzikal birlikteliği kalıcı bir proje haline getirme isteği, Barron ve Holland’ın bir araya gelerek The Art of Conversation albümünü oluşturmalarına yol açtı. Bir yıl boyunca gerçekleştirdikleri turnenin sonunda Impulse! Firmasından kaydettikleri The Art of Conversation albümü, çok iyi bir stüdyo kaydı.

Hatta Barron’a, Dave Holland’la farklı bir setup’ta çalıp çalmadığını sorunca, “Hayır, şimdiye kadar duo’yu çok sevdik ve daha büyük topluluklarda yaklanabilecek sıcaklık ve anlayışın ötesine geçebileceğimizi gördük. Bu sebepten ötürü duo’yla devam edeceğiz,” dedi.

Piyano – bas duo projeleri söz konusu olunca, ilk olarak aklıma bundan dört, belki de beş yıl önce basçı Harvie S ile yaptığım röportaj aklıma gelir. Kenny Barron ile kaydettikleri Now Was The Time albümünden Barron’a hatırlatınca, o da bana Grammy adaylığı kazanan, Charlie Haden ile çaldıkları Night In The City albümünden bahsetti.

Günümüzdeki birçok piyaniste baktığımızda, piyano bas duo çalmaya birçok kişinin cesaret edemediğini söylemek pek de güç olmaz…

Kenny Barron

Kenny Barron

Kenny Barron, önümüzdeki dönemde trio’suyla bir kayıt yapacağını söyüyor: “Neredeyse on yıldır birlikte çalıyoruz, ama hala bir kayıt yapamadık. Sırada, Kiyoshi Kitagawa (b) ve Jonathan Blake (d)’ten oluşan trio’mla bir kayıt var.”

Son olarak, jazz’ın içinde bulunduğu durumla ve gittiği yerle ilgli genel görüşlerine başvuruyoruz Barron’ın ve diyor ki:

Jazz her zaman ilerliyor – o da müziğin güzelliği. Herşey ve herhangi bir şey ilham verici olabilir ve ben, bu ilham verici duyguları ve bakış açılarını dinleyicilerle paylaşmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. Ve umuyorum ki, dinleyiciler de anlattığımız hikayelerde, kendi hikayeleriyle bağdaşan öğeler bulur.

Reklamlar