Jason Moran

Jason Moran

21. Akbank Caz Festivali’nin en çok ses getiren olayı Isabelle Geffroy, nam-i diğer ZAZ’ın vereceği konser olsa da, festivalin gerçek anlamıyla “jazz” olan, bence Arild Andersen, Ray Gelato ve Avishai Cohen konserleriyle birlikte, en kuvvetli performanslarından biri, kuşkusuz Charles Lloyd’un “New Quartet”i olacak. 23 Ekim Pazar akşamüstü, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek olan bu konserin yıldızları birbirinden ilgi çekici: Müzik kariyeri boyunca yaptığı içsel yolculuk ve müzik insanlığı da müziği kadar kendine özgü olan, son yirmi yılın yeniden çıkış yakalayan müzisyenlerden biri, besteci ve grup lideri Charles Lloyd, genç yaştan itibaren hem dinleyicilerin, hem de yorumcuların ilgisini çeken, kiminin sevgisini, kiminin de nefretini kazanan, isyankar piyanist Jason Moran, kendi kuşağının en yetenekli ve yaratıcı davulcularından biri olarak görülen Eric Harland ve yine son yıllarda hem besteci, hem de yorumcu kimliğiyle adından söz ettirmeyi başaran Reuben Rogers.

1967 yılında Downbeat Dergisi tarafından “Yılın Jazz Sanatçısı” seçilen, o zamandan bu yana da önce 1960 ve 1970’lerin çılgın atmosferinde yer almış, uzun bir sessizliğin ardından, 1990’lardan sonra ikinci kez müzik dünyasına geri dönerek, günümüzün en yaratıcı müzisyenlerinden biri haline gelmiş olan Lloyd ile müziğinde hip-hop’tan, Klasik Bati Muzigi’ne, avant-garde’dan etnik müziklere, hatta bir Türk gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında gazetecinin annesiyle yaptığı telefon konuşmasına kadar çok geniş bir yelpazeden öğeler barındıran, günümüz toplumundan ve dünyasından çoklukla beslenen piyanist, besteci ve yorumcu Moran’ın birlikte çalması, onlara Harland’ın ve Rogers’ın eşlik etmesiyle yeni yaratımlara sahne olacak gibi görünüyor.

2009 yılında İş Sanat’ ta bir konser vermişti New Quartet. Aynı ekiple kaydettikleri ilk albüm olan 2008 tarihli Rabo de Nube’un ardından ülkemizde verdikleri ilk konserdi. Henüz olgunlaşma aşamasında olsa da, birbirinden yetenekli ve sadece yetenekli değil, bir o kadar da yaratıcı ve cesur müzisyenin bir araya gelmesiyle birlikte akıllara zarar bir performans sergilemişlerdi. İşte bu konserden önce Charles Lloyd üzerine odaklanan yazımda şöyle demiştim:

…Tenor saksafonda orijinal bir tınısı var, onun dışında flüt, piyano ve vurmalılara da hakim. Müzik kariyerinin başında hem New York’ta, hem de Batı Yakası’nda, Ornette Coleman, Charlie Haden, Eric Dolphy, Scott LaFaro ve Chico Hamilton ile çaldı. Yaklaşık yirmi yıllık aranın ardından 1990’larda müzik dünyasına yeniden dönüş yaptığında ise, müziğinde yerel tınılar, doğu ezgileri, kısacası farklı buluşlar taşıyordu. Billy Higgins’le yaptığı düetler ve kaydettiği albümler de yıllar süren arayışlarının sonucunda ortaya çıkan başarılı ürünlerdi.

Bu yazıda ise, bir yandan Charles Lloyd’a değinirken, öte yandan Jason Moran üzerine odaklanıp, New Quartet olarak kaydettikleri son albüm olan Mirror’ı da biraz tanıtacağım. Şunu hepimizin kabul etmesi gerekir ki, günümüzde jazz dünyasında bir grubun sürekli olup olmayacağını anlamak hiç de kolay değil. Bir all star topluluğu olarak başlayan, ancak sonra başka başka performanslara, albüm kayıtlarına ve dünya turnelerine imza atan gruplar da olabiliyor; organizatörlerin dürtmesiyle, bir yaz boyunca üç, bilemediniz beş konser veren, kısa zamanda iyi bir ticari başarı sağlayan, müzisyenlerin biraz dinlenip, güzel sololar attıkları, ancak müzikal açıdan yeni bir açılımın yaratılmadığı toplama gruplar da. Ancak neredeyse üç yıldır tutarlı bir şekilde

Charles Lloyd

Charles Lloyd

karşımıza çıkan ve her seferinde bizi heyecanlandıran işlere imza atan New Quartet’in basit bir festival projesi olmadığını iç rahatlığıyla söyleyebiliriz. Festival projesi tanımlamasını bir kenara bırakalım, New Quartet, günümüzde eletşrimenler tarafından, Charles Lloyd’un yaklaşık elli yıllık müzik kariyerindeki en iyi müzik topluluğu (Buna Keith Jarrett’li topluluğu da dahil ederek) olarak tanımlanıyor. JazzTimes dergisinin hem eleştirmen, hem de okuyucuları tarafından 2008 yılında yılın albümü olarak seçilen Rabo de Nube’den sonra Mirror da, çok katmanlı, ruhsal bir derinliğe sahip, son derece dinamik, su gibi akıcı. Mirror, bana göre de son yılların en iyi albümlerinden biri.

Mirror’a gelmeden önce, Lloyd’dan biraz bahsedelim, 2009’da yazdıklarımıza bir göz atalım:

Charles Lloyd’un hayat hikayesi, uzun ve değişik bir yolculuk olarak da algılanabilir. Jazz geleneğinin kalbinde, Memphis’te dünyaya gelen, California ve New York’ta dönemin en tanınmış müzisyenleriyle birlikte çalan Lloyd, 1960’larda Keith Jarrett, Jack DeJohnette ve Cecil McBee ile birlikte oluşturduğu dörtlüyle çok büyük bir popülariteye ulaştı. Çiçek çocukların devrinde, Jimi Hendrix, Janis Joplin, the Byrds ve Grateful Dead gibi müzisyenler ve topluluklarla psychedelic rock’ın son derece yaygın olduğu bu dönemde fırtınalar estirdi. 1967 yılında da Downbeat Dergisi tarafından Yılın Jazz Müzisyeni ödülünü kazandı.

Lloyd’un Jarrett, DeJohnette ve McBee ile kurduğu dörtlü, Dream Weaver ve Forest Flower: live at Monterey albümleriyle sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne değil, tüm dünyaya sesini duyurdu. Forest Flower albümü de, o yıla kadar bir milyonun üzerinde satışa ulaşan ilk jazz albümü oldu. Bu dönemde Lloyd’un müziği, gençler için kendilerini ifade edebilecekleri bir araç hale gelmişti. Dönemin agresif, protest müziklerinin yanında, Lloyd’un sakinleştirici, rahatlatıcı tınısı gençler için sıcak, davetkar, barışçıl ve uzlaşmacıydı.

1970’lerde bir anda ortadan kayboldu Lloyd. Özellikle içinde bulunduğu kayıt endüstrisinin sergilediği yaklaşımlar, jazzın güçsüzleşmesi, kazandığı şöhretin ağırlığı ve en önemlisi uyuşturucu bağımlılığı Lloyd’u çok yordu ve onu toplumdan uzaklaşmaya götürdü. …1989 yılında ECM ile çalışmaya başladı, … Brad Mehldau, Geri Allen, Bobo Stenson, Billy Higgins, Billy Hart ve Dave Holland’la ECM firmasının kaydettiği albümlerde çalan Lloyd, müzik kariyerinin tümü boyunca, hem müzisyenlerden, hem dinleyicilerden, hem de eleştirmenlerden çok büyük saygı gördü.

Charles Lloyd

Charles Lloyd

Lloyd, 1990’lardan itibaren düzenli olarak albüm kayıtları gerçekleştirdi. 1989 yılında kaydettiği Fish Out of Water’ın ardından gelen Notes from Big Sur (1991), The Call (1993), All My Relations (1994) ve Canto (1997) albümlerinin her biri Lloyd’un özgün üslubunu taşıyordu. Brad Mehldau, John Abercrombie, Larry Grenadier ve Billy Higgins’le birlikte kaydedilen The Water is Wide albümü de çok başarılıydı. The Water is Wide albümündeki yakalanan uyumun ardından aynı ekiple Hyperion With Higgins (2001) albümünü kaydetti Lloyd.

Bu açıdan baktığımızda, Ketih Jarrett’lı dörtlüsünün ardından, ikinci ilgi çekici dörtlüsü Mehldau’yla olandı. Lloyd’a göre uyum çok önemli; quartet formasyonunda iyi bir uyum yakalamak, yaratıcı olabilmek, gerçekten hem dinleyiciler, hem de müzisyenler için tatmin edici ve keyif verici oluşumlar yaratmak için de, iyi bir ritim seksiyonu şart. 2002 yılındaki Lift Every Voice ve 2005 kaydı Jumping the Creek de iyi albümlerdi, ancak bence müzikal açıdan The Water is Wide ve Hyperiod With Higgins’teki müzikalite bambaşka değerler taşıyordu.

Lloyd’u en son Türkiye’de canlı dinilediğimde, Zakir Hussain ve Eric Harland’la Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda bir trio konserde, etnik öğelerle süslü, aynı zamanda hem karmaşık, hem de sade ve yalın olmayı başaran Sangam projesini çalıyordu. 2006 yılındaki Sangam kaydı, Lloyd’un aslında uzun bir süredir ruhani dünyasına yapmış olduğu yolculuğu, doğu mistisizmiyle harmanlayan ve müzikal olarak ortaya çıkaran bir projeydi.

Öte yandan Jason Moran, Lloyd’a göre çok daha genç ve özellikle son on beş yılda parlayan bir müzisyen. 1990’ların sonund çıkış yakalayan Moran, çok kısa sürede sadece çok iyi bir yorumcu olmadığını kanıtlamayı başardı; Blue Note şirketiyle uzun soluklu bir ortaklık sürdürmenin yanı sıra, jazz’ın yeni yönler kazanmasını sağlayan ve risk almaktan kaçınmayan bir müzik insanı olduğunu gösterdi.

Jazz tarihinde, özellikle piyanonun jazz’da yer edinmesinde ve bu yerin öneminin giderek artmasında, piyano trio’larının yeri çok özeldir kuşkusuz. Moran’ın, Tarus Mateen ve Nasheet Waits ile birlikte on senedir sürdürdüğü The Bandwagon ise, yüz yılın biraz üzerinde geçmişi olan jazz tarihinde hem akıllarda, hem de arşivlerde, bir dönemi tanımlayan, işaretleyen, belki de gelecek nesillere ilham verecek bir proje olarak yer alacak.

Ancak Bandwagon’ın hikayesinden önce, Moran’ın piyano geçmişine kısaca bir göz atalım: Amerika Birleşik Devletleri’nin Texas eyaletinin Houston şehrinde doğan ve büyüyen Moran, 6 yaşında piyano çalmaya başladı, 13 yaşında ise Thelonious Monk’un “Round Midnight” kaydını dinleyerek jazz’la tanıştı. Monk, Moran’ın en çok etkilendiği ve ona jazz’ı gerçek anlamıyla sevdiren müzisyendi. Piyanist, bir röportajında diyor ki:

Jason Moran

Jason Moran

6 yaşında Rus bir öğretmenden ders alarak piyanoya başladım. Öğretmenim, ülkede henüz çok yeniydi, Sovyetler Birliği’nden Amerika’ya henüz bir yıl önce gelmişti. Aslında ağabeyim o dönemde keman çalıyordu ve ailem de müziği ilerletmesi için onu bir yaz kampına göndermişti. Küçük kardeşimin ve benim de bu şekilde müzikle ilgilenmemizi isteyen ailemizin desteğiyle biz de piyano çalmaya başladık. Halbuki, yakın çevremizden kimse profesyonel anlamda müzisyen değildi. Sadece baba tarafımdan iki kuzenim blues müzisyeniydi ve Chicago’da Albert King’in topluluğunda çalıyordu… Ben de önce klasik müzikle başladım ancak 13 yaşımdayken jazz’a döndüm. Babamın çok geniş bir plak koleksiyonu vardı ve bir gün bana Thelonious Monk’un Round Midnight’ını çalmıştı. Ben de, ‘Bu çok iyi, ben de aynısını yapmak istiyorum, ben de böyle olmak istiyorum.’ dedim ve ardından Thelonious Monk’un bulabildiğim tüm albümlerini teker teker satın almaya başladım.

Houston’da Performans ve Görsel Sanatlar Lisesi’ne giden Moran, profesyonel müzik kariyerini sürdürmek amacıyla bugün eğitim kadrosunda da yer aldığı Manhattan School of Music’e kaydoldu ve burada Jaki Byard ile çalışmaya başladı. Avant-garde akımının yerleşik olduğu bu okulda müzikal üslubunun temelleri atılmış, Byard’ın dışında Muhal Richard Abrams ve Andrew Hill ile çalışması da Moran’ın yaratıcılığını ve üslubunu derinleştirir, perçinler nitelikte firsatlar olmuştu.

Greg Osby’den 1997 yılında Avrupa turnesine katılması için gelen davetle birlikte Osby’le müzikal ortaklığı başlamış oldu Moran’ın. Avrupa turnesinin ardından Osby’nin Further Ado (1997) albümünde yer alan müzisyen, kısa sürede Warner Bros’tan iyi bir teklif aldı ve bu firmadan ilk albümünü, Soundtrack to Human Motion’ı 1999 yılında piyasaya sürdü. Albümde Moran’a Osby’nin yanı sıra Manhattan School of Music’teki sınıf arkadaşı Eric Harland, vibrafoncu Stefon Harris ve Lonnie Plaxico eşlik ediyordu.

Jason Moran ve Charles Lloyd

Jason Moran ve Charles Lloyd

2000 yılında kaydettikleri Facing Left ile The Bandwagon, şimdiye kadar on yılı geçen, ancak daha ne kadar süreceğini bilmediğimiz, hatta daha uzun yıllar sürmesini de içtenlikle dilediğimiz yolculuğuna başladı. Bu albümün başarısı ve heyecanı, The Bandwagon’a ilham vermiş, 2001 yılında Sam Rivers’ın da katıldığı Black Stars albümünü kaydetmeleri için bir motivasyon unsuru olmuştu.

The Bandwagon, geçtiğimiz on yıl içinde başka albümler de kaydetti: New York’taki ünlü Village Vanguard’daki canlı kayıt The Bandwagon: Live at the Village Vanguard (2003) (bu albümün ardından The Bandwagon, New York Times tarafından “jazzdaki en iyi yeni ritim  seksiyonu” olarak tanımlandı), gitarist Marvin Sewell’in de katıldığı, Moran’ın blues üzerine yaptığı bir araştırma niteliği de taşıyan Same Mother, Amerika’da bulunan birbirinden farklı karakterlere sahip müzik ve sanat merkezleri olan Walker Art Center, Dia Art Foundation ve Jazz at Lincoln Center’ın desteğiyle bestelediği eserleri kaydettiği Artist In Residence (2006)…

The Bandwagon, birlikteliğinin onuncu yılını kutlar nitelikteki albümü TEN’i de 2010 yılında kaydetti. Village Vanguard kaydı dışındaki albümlerin her birinde özel bir tema, özel bir arayış ve amaç üzerine odaklanan topluluk, TEN’de ise sadece istediği parçaları, istediği şekilde seslendirdi. Moran’a göre, ne de olsa “Bazen en iyisi serbest bir şekilde çalmak”tı.

Moran’ın şimdiye kadar kaydettiği sadece bir solo albüm var. O da, solo piyanonun sınırlarını epeyce zorladığı 2002 yılı kaydı Modernistic.

Müzisyen, günümüzün çağdaş görsel ve performans sanatlarından aldığı ilhamı müziğine yansıtırken, başka sanat dallarıyla iç içe geçen işler de yapıyor. Örneğin, Soundtrack to Human Motion albümünde ve süregelen Gangsterism dizisinde, ressam Jean-Michel Basquiat’ın yapıtlarından etkiler izlenirken, Egon Schiele’nin Facing Left eseri hem albümünün adı oluyor, hem de müziğinin çıkış noktası…

Jason Moran

Jason Moran

Moran’ın görsel sanatlarla olan ilişkisine başka bir örnek de IN MY MIND: Monk at Town Hall, 1959. Bu proje, Thelonious Monk’un ünlü Monk at Town Hall kaydını araştıran, hakkında yeniden düşündüren bir multimedia performansı ve konunun Monk olması dolayısıyle, elbette Moran’ın müzik geçmişi açısından için çok önemli. Aynı zamanda Gary Hawkins tarafından bir belgeseli de çekilen bu projenin filmi, ABD’de 13. Full Frame Belgesel Festivali’nde de gösterildi.

Moran’ın güncel sanat dünyasıyla ortaklıkları devam ederken, jazz dünyası dışından da hayran ve izleyici kazanıyor, eleştirmenler tarafından son derece saygı duyulan bir sanatçı haline geliyor. Bunun en önemli kanıtı ise, Moran’ın eserlerinin hem ünlü MOMA’nın, hem de Whitney Museum of American Art’ın koleksiyonlarında saklanıyor olması.

Jazz Muhabirleri Birliği’nin (Jazz Journalists Association) “Yeni Jazz Müzisyeni” kategorisindeki ödülünü 2003 yılında alan müzisyen, 2003 ile 2005 yılları arasında da Downbeat dergisi tarafından “Yükselen Jazz Sanatçısı”, “Yükselen Piyanist” ve “Yükselen Yıldız Besteci” olarak seçildi.

Moran için müzik eğitimi de önem teşkil ediyor. Manhattan School of Music’in yanı sıra, Yale University, Dartmouth University, University of Pennsylvania, Eastman School of Music, The Kennedy Center, The New School, MOMA, Banff Center for The Arts ve Skidmore’da da düzenli olarak hem dersler veriyor, hem de atölye çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Özellikle her gittiği yeni şehirde, verdiği konserin yanı sıra bir de atölye çalışması yapmaya özen gösteren sanatçı, bunu hem bir görev hem de bir keyif olarak görüyor, çünkü bir zamanlar kendisinin de, izleyicilerin arasında oturan hevesli bir genç müzisyenden başkası olmadığını unutmuyor.

Kendi liderliğinde ya da The Bandwagon olarak kaydettiği albümlerin yanı sıra, Moran şimdiye kadar başka müzisyenlerin albümleri ve gruplarında da da yer aldı. Greg Osby’le uzun yıllar birlikte çaldı; onun dışında da Dave Holland, Marian McPartland, Don Byron, Paul Motian, Chris Potter, Cassandra Wilson, Joe Lovano, Steve Coleman, Lee Konitz, Christian McBride ve Ravi Coltrane birlikte çaldığı önde gelen jazz müzisyenlerinden sadece birkaçı. Ve elbette Charles Lloyd…

Lloyd ve Moran ortaklığına geri dönersek, öncelikle Rabo de Nube, ardından da Mirror albümlerini ve New Quartet’in çıktığı dünya turnelerini göreceğiz.

2

Jason Moran

Rabo de Nube, Charles Lloyd’un yeni dörtlüsüyle, ECM’ için yaptığı ilk canlı quartet kaydıydı. Yepyeni, orijinal şarkılardan oluşuyordu ve New Quartet’in yeniliğini, canlılığını, tazeliğini, 70 yaşındaki Charles Lloyd’un kendinden neredeyse 40 yaş genç müzisyenlerle birlikte nasıl genç, nasıl yaratıcı olabileceğini gösterdiği bir başyapıttı.

Mirror ise, New Quartet’in ilk stüdyo albümü, Rabo de Nube’un aksine yıllar boyunca hem jazz adına klasikleşmiş, hem de Charle Lloyd ile özdeşleşmiş bazı parçaların yeniden yorumlanmasını içeriyor: ‘Ruby, My Dear’ ve ‘Monk’s Mood’ gibi iki Thelonious Monk klasiği – özellikle bu yazıda Moran’ın müzikal geçmişi adına Monk’un öneminden bu kadar bahsettikten sonra, Mirror’da iki Monk klasiğini görmek, elbette kimseyi şaşırtmamalı.

Lloyd’un geçmişte kaydettiği bir albümün de ismi olan ‘The Water Is Wide’la birlikte, benim aklıma hemen Louis Armstrong yorumuyla gelen, geleneksel ‘Go Down Moses’, bunların dışında ‘Lift Every Voice and Sing’ de albümün akışı içinde, yaratıcı bir şekilde yeniden yorumlanmış parçalar. Ayrıca, American Songbook’tan, ‘I Fall In Love Easily’ yorumunda, Lloyd’un üslubu, insanda karmaşık duygular uyandırıyor. Bu parçaların dışında Lloyd, albüme yeni besteleriyle de katkıda bulunmuş: ‘Desolation Sound’, ‘Mirror’, ‘Tagi’ ve ‘Being and Becoming’. ‘Being and Becoming’ ve ‘Tagi’de, epeyce doğu ezgilerine rastlamak mümkün.

Eserleri teker teker dinlediğimizde, müzisyenler arasında insanüstü bir uyum duymak ve Lloyd ile, esnek, bir o kadar da kuvvetli ritim seksiyonu arasındaki diyaloğu gözlemlemek, son derece mümkün bir hale geliyor.  Jason Moran’ın, yaşça bu kadar genç olmasına rağmen, kendisinden daha önce Keith Jarrett, Michel Petrucciani, Bobo Stenson, Brad Mehldau gibi isimlerin bulunduğu koltukta harikalar yarattığını görmek, Lloyd’un neden Moran’la çalışmaktan bu kadar memnun olduğunu anlamak için yeterli oluyor. Ancak, Lloyd’un liderliği, tüm albümü, hatta New Quartet projesini bu kadar önemli ve başarılı bir hale getiren en önemli öğe. Lloyd, müzikal tecrübesiyle, ekip için bir yol çiziyor, gerektiğinde bu yoldan önce kendi gidiyor, sonra arkadaşlarına yol açıyor, gerektiğinde ise önce başkalarının gitmesini keyif dolu bir gülümsemeyle izliyor, sonra da arkadan kendisi geliyor. Bu liderlik, sadece elli yıllık bir tecrübenin eseri değil, ruhunu müziğe açmanın, daha doğrusu ruhunu müzikle doldurmanın, müzikle ruhunun derinliklerini hem başka müzisyenlere, hem de dinleyicilere açmanın bir sonucu.

Jason Moran da, Lloyd’un liderliğinden fazlasıyla etkilenmiş:

Jason Moran ve Charles Lloyd

Jason Moran ve Charles Lloyd

Charles müziğe inanılmaz bir açıklıkla yaklaşıyor. Sizin ortaya bir şeyler koymanıza ve müziği istediğiniz şekilde yorumlamanıza izin veren liderlerle çalışmayı çok seviyorum. Charles, müzikte özgür düşünceyi son derece destekliyor ve özgür düşüncenin o anda gelişmesini sağlıyor.

İşte bu özgür düşünce, nesillerin buluşması, farklı seslerin, farklı solukların, farklı duygu ve düşüncelerin bir araya gelmesi, bir arada akması, bir arada ilerlemesi, müziği bambaşka bir boyuta taşıyor, sadece melodi ve solo döngüsünden, bir bütün olarak defalarca dinlemek istenecek, her dinlendiğinde de yeni şeyler keşfedilecek bir hale getiriyor. Biz de sizleri, New Quartet’i, Akbank Caz Festivali’nde, yeni bir açıklıkla, müzik ya da hayat hakkındaki ön yargılardan arınmışlıkla, saflıkla dinlemeye davet ediyoruz…

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Ekim 2011 tarihli 64. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar