30 Nisan’da, jazz’ın dünya başkenti İstanbul’du. Uluslararası Jazz Günü, dünyanın yüzlerce şehrinde, 24 saat boyunca düzenlenen konserler, sergiler, söyleşiler, atölye çalışmaları, film gösterimleri ve sayısız başka etkinlikle kutlanırken, İstanbul da, son yılların en önemli konserlerinden birine ev sahipliği yaptı.

UNESCO’nun önderliğinde, dünyada kültürlerarası diyalog ve anlayışı artırmak amacıyla geçtiğimiz yıl kutlanmaya başlayan Uluslararası Jazz Günü, Theolious Monk Jazz Enstitüsü’nün de katkılarıyla düzenleniyor. UNESCO İyi Niyet Elçisi Herbie Hancock, hem düzenlediği basın toplantısında, hem de gecenin gala konserinde ilgi çekici bilgiler verdi: 2012 yılında ilk defa kutlanan Uluslararası Jazz Günü’nde jazz, 1 milyar insana ulaştı. Bu yıl ise jazz, 168 ülkede çeşitli aktivitelerle kutlandı.

İstanbul’un dört bir yanında, sabah saatlerinden itibaren 18 farklı etkinlik gerçekleşti. Bu etkinlikler arasında Ruben Blades ve Robert Glasper’ın söyleşisi; dünyaca ünlü jazz festivallerinin direktörlerinin katıldığı yuvarlak masa toplantısı; Marcus Miller ve Hugh Masekela’nın da konuşmacı olduğu Yavuz Baydar’ın yönetimindeki özgürlük üzerine olan söyleşi; Thelonious Monk Jr.’ın, Monk üzerine yaptığı bir konuşma; Seda Binbaşgil, Selen Gülün, Anat Cohen ve Keiko Matsui’den ‘Kadın ve Caz’ paneli, Aydın Esen’in 21. Yüzyılda Modern Müzik hakkındaki sunumu,  ve çeşitli film gösterimleri öne çıkıyordu.

Bora Çeliker, Okay Temiz, Ayşegül Yeşilnil, Nezih Yeşilnil, Tuluğ Tırpan Trio, Burak Bedikyan Band, Nicola Conte, Şenova Ülker, Aycan Teztel, Ferhat Öz, Ece Göksu, Şenay Lambaoğlu, Sezgi Olgaç, Sibel Gürsoy, Elif Çağlar, Uraz Kıvaner, Volkan Hürsever, Ediz Hafızoğlu, Erik Truffaz, İlhan Erşahin, Cenk Erdoğan Trio, Ozan Musluoğlu, Şevval Sam, Ayşe Gencer, Meltem Ege, Selen Beytekin, Engin Recepoğulları, Bulut Gülen, Sarp Maden ve Cengiz Baysal ve daha birçok yerli ve yabancı jazz müzisyeni, Uluslararası Jazz Günü’nü müzik yaparak kutladı.

Bu özel günün ana etkinliğiyse, Aya İrini’de gerçekleşen ve günümüz jazz dünyasının en önemli üyeleri arasından 36 müzisyenin sahne aldığı gala konseriydi. Her sene farklı festivallerde all-star band’ler izliyoruz, ancak bu konser katılan müzisyenler açısından izlediğimiz diğer all-star konserlerin de ötesindeydi. Müzik direktörlüğünü John Beasley’nin üstlendiği konserin üzerinde, hem parçaları takdim etmesi, hem de müzikal olarak gerçekleştirdiği katılımla Herbie Hancock’ın etkisi yüksekti.

Herbie Hancock, UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in konuşmalarıyla başlayan konserde, hem jazz standartları, hem de orijinal bestelerini seslendirdi müzisyenler, yaklaşık iki saat boyunca. Yıllar boyunca albümlerini dinlediğim, zaman zaman Türkiye’de ya da yurtdışında konserlerini izlediğim, kimisiyle sadece kısaca tanıştığım, kimisiyle de uzun röportajlar yaptığım bu müzisyenleri bir arada görmek, böyle görkemli bir organizasyona şahit olmak benim için çok heyecan verici oldu. Birbiri ardına farklı kombinasyonlarla sahneye çıkan bu 36 müzisyenin her birini saymak gerekir:

2

George Duke, Robert Glasper, Ramsey Lewis, Keiko Matsui, Eddie Palmieri, Ruben Blades, Al Jarreau, Milton Nascimento, Dianne Reeves, Esperanza Spalding, Joss Stone, Terence Blanchard, Hugh Masekela, James Genus, Marcus Miller, Ben Williams, Terri Lyne Carrington, Vinnie Colaiuta, John McLaughlin, Lee Ritenour, Joe Louis Walker, Dale Barlow, Igor Butman, Branford Marsalis, Wayne Shorter, Liu Yuan, Anat Cohen, Jean-Luc Ponty, Pedro Martinez, Zakir Hussain ve Alevtina Polyakova. İmer Demirer, Bilal Karaman ve Hüsnü Şenlendirici de, bizim topraklarımızdan yetişen ve bu konserde yer alan üç başarılı müzisyendi.

Aya İrini, İstanbul’da böyle bir organizasyona ev sahipliği yapabilecek yegane mekanlardan biri kuşkusuz, hem ambiyansı hem de tarihi özelliği açısından. Ancak, Aya İrini’nin bu tarz konserlerdeki akustik sorunları da malum; özellikle salonun arka taraflarına doğru sesin ciddi anlamda dağılmasıyla, dinleyicilerin müzik dinleme keyfi bozuluyor. Öte yandan, böyle güzel ve önemli bir konserin daha geniş bir kitleye ulaşmasını, sadece davetlilere değil, biletli izleyicilere de açık olmasını isterdi gönül. Sonuçta jazz da, halkın müziği değil midir?

Aya İrini konserinin ardından, Nardis’e, Burak Bedikyan Trio’yu izlemeye geçtim. Nardis, her zamanki coşkusunun yanı sıra, Jazz Günü’nün de heyecanını hisseden bir kalabalıkla doluydu. Çok iyi geçen trio konserinin ardınan da, dik Karaköy yokuşunu inerek, Nublu’ya gittim. Burada da, İlhan Erşahin ve Eric Truffaz çalıyordu, Aya İrini’den gelen konuk müzisyenlerin de katılımıyla.

Gerçek bir jazz gecesi oldu benim için de 30 Nisan; bu vesileyle jazz’ın hem toplumlar için, hem de benim için ne ifade ettiğini yeniden sorgulama fırsatım oldu.

Jazz, köklerinde, bir toplumun özgürleşme hikayesini taşıyor. Farklı bir araya gelmesiyle oluşan yepyeni bir anlatım, ifade biçimi jazz. Birbirinin dilini konuşamayan iki müzisyenin bir arada ortak bir dil oluşturması. Sahnedeki tüm müzisyenlerin kendi üslubunu taşıması. Tezler ve antitezlerle müzik aracılığıyla fikirlerini çarpıştırması. Zaman zaman solo çalarak öne çıkmaları, zaman zaman ise solo çalanlara destek olmaları… Dinlemeyi destekleyen, anlık yaratımı perçinleyen bir müzik jazz. Amerika topraklarında başlayıp, bazı kalıplar içinde gelişen, ancak bugün tüm dünyanın müziği olan jazz, hem yapısıyla, hem de taşıdığı mesajlarla, önemli özgürlük ve demokrasi dersleri veriyor.

IntJazzDay201311

Jazz, işte bu yüzden, özel bir müzik. Bugün dünyamızın en çok ihtiyacı olan özgürlük ve demokrasi fikirlerini, genlerinde, derinlerde taşıdığı için.  Uluslararası Jazz Günü de, bizlere, jazz’ın taşıdığı bu ideali, kavga etmeyi, çatışmayı bırakıp, bir masa etrafında bir araya gelmemiz, hatta enstrümanlarımızı alıp birlikte doğaçlama yapmamız için hatırlatıyor. Bu açıdan, UNESCO’ya, Thelonious Monk Enstitüsü’ne ve bu organizasyona öncülük yapan değerli müzik insanı Herbie Hancock’a şükranlarımı sunuyorum.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Temmuz 2013 tarihli 70. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar