joshua redman

Joshua Redman

Zaman değişiyor, dünya değişiyor. Dünya değiştikçe de, yaşam tarzlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz farklılaşıyor; dünyayı algılama tarzımız ve algıladıklarımızı tekrar dışa vurum şekillerimiz ve yöntemlerimiz değişiyor. Bununla birlikte de müzik değişiyor. Müziği dinleme şeklimiz de değişiyor, müzisyenlerin çalma şekli de… Tüm bu değişimin bir parçası olarak, jazz da değişiyor elbette.

Joshua Redman, bu değişimin öncülerinden. Teknik olarak, sound olarak, ya da ritim olarak değil belki, ancak düşünce biçimi olarak jazzı ileriye taşıyan, geleneksel köklerinden ayırmadan, yeniden yorumlayan bir müzisyen. Redman’ı farklılaştıran, bir anlamda çağdaşları arasındaki önderlerden biri haline getiren solo yapma yeteneği, besteciliği, ya da müziğindeki teknoloji kullanımı değil. Ancak, diğer müzisyenlere yaptığı liderlik, her yeni projesi ve albümünde yer etmiş olan yenilikçilik ve yaratıcılık Redman’ı Redman yapan en temel değerler:

Müzikte bestenin kendisinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Sadece solodan önce çalınması gereken ve soloya geçmek için bir an önce aradan çıkarılması amaçlanan bir bölüm değil tema. Bunun ötesinde bir şeyler olmalı. Bir yorumcu olmanın yanı sıra, bir besteci olarak, esere daha çok hakim olmak, sadece akorların sıralanışı ve bir tema yazmak değil, bir anlamda parçanın ruhunu oluşturmak ve başından sonuna kadar bu ruhu sürdürebilecek şekilde yazmaya çalışıyorum. Bunun için de müziği bütünsel bir şekilde algılamak gerekiyor.

Redman haklı. Bugün dünya çapında birçok müzisyenin çok iyi solo çaldığını, harika emprovizasyonlara imza attıklarını, mükemmel tekniklerini sürekli ileri götürerek, enstrümanlarında yenilikler yaratmaya çalıştıklarını biliyoruz. Ancak Redman’a göre müzik bir adım daha ileride olmalı. Müziğe bir bütün olarak yaklaşılmalı, kolektifliğe daha çok önem verilmeli. Çünkü en basit anlamda baktığımızda, bir müzisyen emprovizasyon çalarken bile, diğerlerinin ona uyum sağlaması, onu taşıması ve hatta ona yol göstermesi, müziğin toplam kalitesini ve yaratıcılığını da artırıyor. Zaten bugün jazz tarihinde gerçekleştirilmiş en unutulmaz kayıtların da ortak özelliği müzisyenler arasındaki ekip ruhunun çok üst düzeyde olması değil mi?

Bir önceki sayımız için Joshua Redman ile ilgili detaylı bir dosya yazısı hazırlamış, bu yazıyı yazarken de, Redman’ın sadece müziğinde değil, yaşamındaki kararları verirken gösterdiği cesarete hayran kalmıştım. Kolay değil, hem de hiç kolay değil: Günümüzde Harvard’dan mezun olup, Yale’de burslu hukuk okumaya hak kazanan kaç kişi bu büyük fırsatı geride bırakarak, kendisi için bilinmezliklerle dolu bir geleceğe doğru adım atma cesaretine sahip ki?

joshua redman

Joshua Redman

En az Redman kadar cesur, yenilikçi ve dinamik üç müzisyenin, Aaron Parks, Eric Harland ve Matt Penman’ın da bulunduğu James Farm, benim için 2010 yılının şimdiye kadarki en heyecanlı konserlerinden biriydi. Jazz dünyasında yeni yeşeren fikirleri canlı canlı dinlemenin heyecanı bir yana, başta Joshua Redman olmak üzere, James Farm üyeleriyle karşılıklı konuşmanın, onların yeni projeleriyle ilgili fikirlerini öğrenecek olmanın bambaşka bir keyfi vardı.

Hem solist enstrümanı çalıyor olmasından, hem de müzik kariyerindeki üstün başarılardan ötürü Joshua Redman’ın ismi öne çıkıyor James Farm’da. Ancak, başta Redman üzere tüm ekip üyeleri, bu topluluğun yepyeni bir proje olarak görülmesi gerektiğini, James Farm’ın kendi başına bir kimliğe sahip olduğunu, her müzisyenin ise hem besteleri, hem de müzikal fikirleriyle James Farm’ın gelişimine elinden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştığını her fırsatta belirtiyorlar.

6 Şubat’ta İş Sanat’ta verdikleri konserden önce gerçekleştirdiğimiz röportaja ekip olarak katılmak istemeleri, projeyle ilgili her ekip üyesinin kendi fikrini bildirmesi ve söylediklerinin düşünsel düzlemde birbiriyle son derece örtüşmesi de James Farm’ın son derece kolektif bir iş olduğunun sembolik göstergeleriydi.

Konserden önce çok kısa bir süremiz vardı. Ancak bu kısa sürede gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşiye Joshua Redman ve Aaron Parks katıldı ve tüm içtenlikleriyle sorularımızı yanıtladı. Projenin nasıl ortaya çıktığını konuşmaya başladık öncelikle.

Aaron Parks: Aslında önce Josh bana birlikte çalma fikriyle geldi. Onun çalışmalarını uzun süredir takip ediyor ve takdirle izliyordum. İkimiz de ortak çevrelerdeydik, ancak daha önce hiçbir zaman birlikte çalma fırsatını bulamamıştık. O da bana bu fikirle geldiğinde, ritim seksiyonu için doğal seçimimiz Eric Harland ve Matt Penman oldu. Daha önce her ikimiz de bu iki müzisyenle çok farklı kombinasyonlarda çalmıştık. Bu seçim, bizim için hem en açık olanıydı, hem de en güzeliydi. Çünkü hepimiz birbirimizin müziğinden olduğu kadar, dostluğumuzdan da çok keyif alıyoruz.

Joshua Redman

Joshua Redman

İkinci sorumuz ise, çaldıkları repertuar ve müzikal amaçları oldu.

Joshua Redman: Bu ekiple ya sadece kendi bestelerimizi çalıyoruz, ya da orijinal düzenlemelerimizi seslendiriyoruz. Sadece bir, en fazla iki tane cover çaldık. Ancak bence bu ekibin en önemli özelliklerinden biri de, hepimizin ciddi anlamda müzik üreten ve kendine has perspektifler taşıyan insanlar olması. Bu topluluğun her üyesini birbirine bağlayan en önemli nokta, çok iyi doğaçlama müzisyenleri olmamızın yanı sıra, hepimizin gerçekten kompozisyon boyutuyla ilgili eşsiz orijinal fikirlerinin olmasıdır. Biz anı yaşayan müzisyenlerdeniz: Dinleyicilerimizi şaşırtmayı, sürprizler yapmayı seviyor, gerçek anlamıyla anı yaşamayı ve yaşatmayı istiyoruz. Ancak bunun ötesinde, gerçekten şarkı yazıyoruz, kompozisyon anlamında şarkıların yapılarını göz önüne alıyoruz. Sadece bir melodi, sonra solo, sonra tekrar melodinin çalınmasından öteye gitmek istiyoruz. Bu toplulukta gerçek anlamıyla sofistike müzik var. Ancak, tüm bunların yanında, çaldığımız müziğin temelde lirik ve melodik olması gerektiğini düşünüyoruz.

Röportaj için vaktimiz dolarken, canlı olarak dinleyeceğimiz bu ekibin, arşivlerimizde yer edecek bir kayıt gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğiyle ilgiliydi. Değerli müzisyenler, bizim aracılığımızla tüm jazz severlere müjdeyi verdiler.

Joshua Redman: Bu yıl bir kayıt yapmayı umuyorum. Şu anda henüz net bir planımız yok ve kesin bir tarih belirlemedik. Tipik bir jazz kaydından daha farklı bir şekilde yaklaşım geliştirmeyi düşünüyoruz.

Aaron Parks: Bizim, topluluk olarak henüz gerçek bir kimliğimiz yok. Şu anda hiç kimse “Bu toplulukta bu olacak” diye bir tutum sergilemediği için, yani gerçek anlamda kimse önderlik rolünü bilinçli olarak benimsemediği için, bir ekip olarak gerçek bir kimlik kazanmamız da elbette vakit alıyor. Kayıt yapma fikrine de aynı şekilde yaklaşıyoruz. Her şeyin olduğu gibi gelişmesini istiyoruz.

Konserde, hem Redman’ın, hem de Parks’ın anlattıklarını dinleme, onun da ötesinde, düşüncelerini müziğe dönüştürme süreçlerini bire bir gözlemleme fırsatı buldum. Aradıkları ekip ruhunu oluşturmaya başladıkları bir gerçek. Henüz birbirlerini yeni tanıdıklarını söylüyorlar belki, ancak yine de benzer ekollerden gelmeleri, genç jenerasyonun yenilikçiliğini ve yaratıcılığını taşımaları ve müzisyenliğin dışında insani anlamda da birbirleriyle iyi bir şekilde anlaşıyor olmaları müziklerine de açık bir şekilde yansımış.

Bazı eserlerde doğaçlamaların ağırlığı daha çok hissedilse de, genel anlamda parçaların kendi içindeki bütünlüğü, Redman’ın sözlerini doğrular nitelikteydi. Her müzisyenin kendi alanını yarattığı, dilediğince çalma imkanı bulduğu konser boyunca, kimse kimseden rol çalmadı. Her ekip üyesi, eserin ve topluluğun ruhuna uygun bir şekilde katılımda bulundu. Redman yumuşak tonu ve şaşırtıcı sololarıyla , Harland dinamizmiyle, Penman sağlam entonasyonu ve melodik yaklaşımıyla, Parks ise yalın üslubuyla çok iyi bir performans ortaya koydu.

Jazz dünyasının yeni yeni tanımaya başladığı genç müzisyen Aaron Parks’ın, kendine has bir üslubu var. Çok iyi bir tekniği olmasına rağmen, konser boyunca hiçbir zaman gösterişli sololar atmadı; tekniğini ya da yaratıcılığını sergileme heveslisi olmadı. Özellikle yirmili yaşların ortasında olan bir müzisyen için, son derece olgun bir tavrı ve tutumu var. Aynı zamanda çok hoş sohbet olan müzisyen, James Farm’ın temel taşlarından biri olduğunu ve ekibin bu kimliğinin oluşmasında önemli bir rol oynadığını konser boyunca gösterdi.

James Farm, yepyeni bir oluşum. Her biri kendi enstrümanında uzmanlaşmış, usta müzisyenlerin, egolarını bir kenara bırakarak, gerçek bir ekip ruhu oluşturmaya çalıştığı ve bunu da başardığı bir proje. Birlikte çalmaya devam ettikleri ve jazz adına yeni fikirler üreterek bu fikirleri müziğe dönüştürmeyi sürdürdükleri sürece, bizleri heyecanlandırmaya devam ediyor olacaklar.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Nisan 2010 tarihli 58. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar