Dave Holland

Dave Holland

Son zamanlarda kaçırdığıma en çok üzüldüğüm konserdi Overtone Quartet. Yıllardır hayranlıkla dinlediğim, takip ettiğim, projelerini, yapıtlarını ilgiyle izlediğim Dave Holland, genç kuşağın en yetenekli ve birbirinden ilginç müzikal anlayışlara sahip olan müzisyenleriyle birlikte İstanbul’da, İş Sanat’taydı. Eric Harland, Chris Potter ve Jason Moran, eminim ki Holland’la birlikte ortak doğaçlamalara imza atarken hem keyif alıyorlardı, hem de dinleyenlerini heyecanlara zerk edecek ışıltılı anlar yaratmaktaydılar. Overtone Quartet, İstanbul dinleyicisiyle sımsıcak bir yakınlık kurarken ve jazz severlere benzersiz bir tecrübe yaşatırken, ben de son günlerin en popüler hastalığıyla boğuşuyordum; yani domuz gribinden – test yaptıramadığım için halen ne ben, ne de doktorlarım domuz gribi olup olmadığımı bilmiyoruz – muzdariptim, yatağımda ateşimin düşmesini, hastalığımın geçmesini bekliyordum.

Neyse ki, konserden birkaç hafta önce Dave Holland’la telefonda görüşme imkanı buldum. Overtone Quartet’in kuruluş hikayesini anlattı, birlikte yeni projelerinden ve eski kayıtlarından bahsettik. Holland, müzik yolculuğunun neresinde olduğunu ve nereye doğru gittiğini anlatırken, onun sadece bir besteci ya da yorumcu değil, müziği çok severek yapan, jazz geleneğine saygı duyarken, yepyeni boyutlar açmaktan korkmayan gerçek bir müzik insanı olduğunu da anladım.

Eylül başından itibaren Overtone Quartet olarak çalan ekip, New York’taki Blue Note’ta verdiği konserlerden bu yana hep çok olumlu eleştiriler aldı. Bir ‘all-star’ topluluğu olmasına rağmen, sanki uzun bir süredir birlikte çalıyormuş izlenimi veren ekibin oluşumu da son derece doğal bir süreç içinde gerçekleşmiş.

Aslında ekip olarak bu formatta daha önce birlikte çalmamıştık, ancak her birimiz daha önce farklı konseptler içinde birlikte çalma imkanı bulmuştuk. Örneğin Chris Potter ile yıllardır benim ekiplerimde çalışıyoruz. Hem altılı topluluğumda, hem de sekizli topluluğumda yer alıyor; son yıllar içinde birlikte birçok kayıt da yaptık. Aynı şekilde Eric Harland ile Jason Moran da profesyonel anlamda müzik yapmaya başladıklarından bu yana birlikte çok çaldılar. Bu açıdan birbirimizi iyi tanıyoruz, müzikte ne yapabileceğimizi biliyor, onun da ötesinde, ne istediğimizi anlayabiliyoruz.

Dave Holland

Dave Holland

2007 yılında California’da gerçekleşen Monterey Jazz Festivali’nde Overtone Quartet’in temellerinin atıldığını gördük, ancak piyanoda Jason Moran değil, Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba vardı. Monterey 4 adıyla aynı yılın Haziran ve Temmuz aylarında çalmışlardı, ancak bu ekiple yollarına uzun bir süre devam etmediler. Holland, Rubalcaba’yla Moran’ın yerlerinin ayrı olduğunu, her ikisiyle de çok iyi bir uyum yakaladıklarını, ancak 2007 döneminde grup üyelerinin farklı kontratları ve projeleri olduğu için ekibi devam ettirmediklerini söylüyor.

Rubalcaba’yla Moran aslında çok farklı tarzları olan iki piyanist. Rubalcaba, Latin köklerine biraz daha bağlı, ancak yine de trio formatındaki kayıtlarında ve solo konserlerinde daha post-modern yaklaşımlar sergileyebiliyor. Ancak Moran, Rubalcaba’ya göre daha agresif ve yırtıcı; hem kişiliği, hem de müziği daha çok başkaldırılar içeriyor. İlhamını günümüz dünyasının her alanından alabiliyor, hip-hop kültüründen ya da popüler müzikten, politikadan ya da kendi yaşamından esinlenerek yapıtlarını ortaya koyabiliyor. Moran, Rubalcaba’ya göre çok daha avant-garde. Ve elbette Overtone Quartet ile Monterey 4 arasındaki en önemli fark da piyanistlerin bakış açılarındaki değişiklik olarak göze çarpıyor.

Overtone Quartet’e geri dönersek, Holland’ın işinin hiç de kolay olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu kadar iyi ve aynı zamanda ünlü olan müzisyenleri bir araya getirmek elbette çok zor bir iş. Hem onların programlarını uygun bir şekilde düzenlemek prodüktörler ve menajerler için karmaşık bir süreç, hem de müzisyenleri bir araya getirip, kendi egolarını bir kenara bırakmalarını sağlamak, gerçek bir topluluk ruhu yaratmak, en çok da lider müzisyen için zor. Ancak tüm bunlar başarıldığında, ortaya çok iyi sonuçlar çıkabiliyor.

Hiç birimiz, ‘Ben öne çıkmalıyım’ mantığı içinde olan müzisyenler değiliz. Zaten bugüne kadar da hepimiz, kendimizi bu şekilde yetiştirdik. Gerçekten iyi müzisyenlerle birlikte çalmanın değerini biliyoruz. Konserlerde çaldığımız repertuar bile bunu gösteriyor. Overtone Quartet olarak çalmaya başladığımız zaman içinde her birimiz, şimdiye kadar yazdığımız bazı parçaları getirdi ve birlikte bu parçaları yeniden yorumladık. Böylelikle repertuarımız da kolektif yapımız doğrultusunda gelişmiş oldu. Her müzisyenin olduğu gibi, hepimizin kendine göre bir üslubu var, hem beste yaparken, hem de çalarken farklı düşünceler içinde oluyoruz. Müziğe, ekibe asıl güzelliğini katan da bu zenginlik zaten.

articlehero_dave-holland_3

Dave Holland

Overtone Quartet’in şu anda bir albümü yok, ancak bence eğer bir albüm çıkarırlarsa, hem müzikal, hem de ticari anlamda başarılı bir sonuca ulaşacaklardır. Dave Holland, turne kapsamındaki konserlerin birkaçını kaydettiklerini belirtti ve ekledi “Kim bilir, bu kayıtları tekrar dinlerken, prodüktörlerimiz ve biz heyecanlanabiliriz ve bir albüm aracılığıyla dinleyicilerimizle tekrar buluşmak isteyebiliriz.” Holland’ın bu öngörüsünden de, önümüzdeki günlerde yeni çıkan albümlere biraz daha dikkat etmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Holland, şimdiye kadar defalarca kez İstanbul’da konser vermiş olan bir müzisyen. Benim de ilk gittiğim jazz konserlerinden biriydi yine İş Sanat’ta yaklaşık on yıl önce gerçekleşen Dave Holland Octet konseri. Bu açılardan İstanbul’u tanıyor, hem de Türk dinleyicisiyle çok iyi ilişkiler kurmuş:

İstanbul, dünyada ziyaret ettiğim ve en çok sevdiğim şehirlerden biri. Aynı şekilde, İstanbul dinleyicisinin de jazz hakkında çok bilgili olduğunu düşünüyorum. Çoğunlukla bizi yakından takip ediyorlar ve konserde de çok iyi ve doğru iletişim içinde oluyorlar. Bu açılardan, Türkiye’de konser vermek beni her zaman heyecanlandırıyor. Tek isteğim, bir sonraki geldiğimde, İstanbul dışında Türkiye’nin diğer şehirlerini de gezme imkanı bulabilmek. Umarım uygun bir program ve zamanlamayla birlikte Türkiye’yi daha çok görme fırsatım olur.

Overtone Quartet konserinin yorumunu, ancak izleyenlere bırakabilirim. Her ne kadar şahsen çok sevdiğim müzisyenlerin heyecanla beklediğim konserine iştirak edememiş olsam da, Dave Holland’ın yorumlarını dinlemek, ortaya çıkardığı bu projenin arkasındaki fikir aşamasını öğrenmek beni çok mutlu etti. Dave Holland’ı başka bir projeyle tekrar İstanbul’da misafir etmeyi beklerken, grip virüslerinin benden mümkün olduğunca uzak durmasını dilemekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Yeni yılın herkes için az virüslü, bol jazz dolu geçmesini diliyorum.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Ocak 2010 tarihli 57. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar