Hiromi

Hiromi

Jazz dünyasının son dönemdeki yükselen yıldızlarından olan Japon piyanist Hiromi, yeni projesini Anthony Jackson ve Simon Philips’le birlikte 22 Ocak akşamı İş Sanat’ta seslendirecek. Hiromi, tam ismiyle Hiromi Uehara, kendi kuşağının en iyi piyanistlerinden. Hem enstrümanına hakimiyeti ve tekniği, hem de besteciliğindeki yenilikçiliği konusunda Oscar Peterson ve Chick Corea gibi efsanelerin takdirini kazanan ve daha 17 yaşındayken Chick Corea ile aynı sahneyi paylaşan müzisyen, henüz 33 yaşında olmasına rağmen, müziğinde ciddi bir olgunluk sergiliyor.

Hiromi, dünya müzik sahnesine çıktığından bu yana, jazz’ın sınırlarını esnetiyor, heavy metal, R&B ve rock gibi farklı janrlardan aldığı ilhamı bir potada eriterek orijinal sound ve fikirlerden oluşan bir üslup ortaya çıkarıyor. Hiromi’nin müzikal anlamdaki orijinal kimliği, hem Japonya’da, hem de Amerika’da kendisine birçok ödül kazandırdı ve müzik otoriteleri tarafından olumlu eleştiriler almasını sağladı. Örneğin, 2003 yılında kaydettiği ilk albümü Another Mind, Japonya’da yüz binin üzerinde satış getirdi ve Japonya Plak Endüstrisi Birliği’nin “Yılın Jazz Albümü” ödülünü kazandı.

1979 yılında, Japonya’da, dünyaca ünlü Yamaha şirketine de ev sahipliği yapan Hamamatsu’da dünyaya gelen Hiromi, altı yaşında piyanoyla tanıştı. Piyano öğretmeninin yenilikçi ve özgür yaklaşımı sayesinde, henüz bir çocukken, duygularını müzikle ifade etmeye başlamıştı. İlk piyano öğretmeni hakkında, “Çok duygusaldı, enerjisi her zaman çok yüksekti”, diyen müzisyen, dışavurumcu kimliğini de o dönemde kazandı:

Öğretmenim, benden belirli bir şekilde çalmamı istediğinde hiç bir zaman teknik terimler kullanarak bunu dile getirmezdi. Üzerinde çalıştığım parçayı tutkulu bir şekilde çalmamı isterse, ‘Kırmızı çal’, ya da duygusal olmasını isterse ‘Mavi çal’, derdi. Bu sayede müziği, sadece kulağımdan değil, kalbimden geldiği gibi ifade etmeyi öğrendim.

Hiromi’nin çocukluğunu Yamaha’nın yanıbaşında geçirmesi de müzisyenin gelişimine katkıda bulunmuş olmalı. O günleri hatırladığında şöyle diyor Hiromi:

Küçükken düzenli olarak piyano fabrikasını ziyaret eder, piyanoları üreten kişilerle tanışır, konuşurdum. Piyanoların arkasındaki emeği görebilirdim. Bir müzisyen olarak, enstrümanları üreten insanlarla tanışmanız, onlarla konuşmanız da çok önemli. Çünkü onlarla konuştuğunuz ve ürettikleri enstrümanlara karşı besledikleri sevgiyi gözlemlediğinizde, hem onlara, hem de müziğe karşı saygınız artıyor.

2

Hiromi

Hiromi sadece Klasik Batı Müziği’yle ilgilenmiyordu; doğaçlama yeteneğinin gelişmesinin yanında, jazz ile de ilgilenmeye başlamıştı. Hiromi’nin ilk müzik öğretmeni, ona bir Eroll Garner albümü hediye ederek, jazz sevgisinin de tohumlarını ekmişti.

Burada bir parantez açıp, jazz’ın Japonya’da, belki de Amerika’da olduğu kadar popüler bir müzik olduğundan bahsetmek istiyorum. Birçok jazz müzisyeninin Amerika’da, ya da Avrupa’da yayınlanmayan kayıtları Japonya’da yayınlanır, Japonya’da gerçekleştirdikleri konserler hınca hınç dolar. Öte yandan, New York’taki ünlü Blue Note kulübünün bir şubesi Tokyo’da bulunur; Amerika’daki – özellikle New York’taki – büyük jazz kulüplerine gittiğinizde Japon turistlerle karşılaşmama ihtimaliniz çok düşüktür. Japon jazz dinleyicileri, hem bilgili, hem de ilgilidir. Ben de 2008 yılında Tokyo’ya yaptığım bir yolculukta jazz’ın popülerliği karşısında şaşırmıştım. Onlarca irili ufaklı, jazz çalınan mekan, buralarda gündüz üniversite öğrencilerinin ve amatör müzisyenlerin konserleri, akşamları ise profesyonellerin verdiği konserler… Hiromi gibi bir yeteneğin buradan çıkmasına şaşırmamak gerekir.

Beş yaşındayken Japonya’nın en önemli müzik okullarından biri olan Yamaha Müzik Okulu’na kaydolan Hiromi, kısa süre içinde bir ‘harika çocuk’ olduğunu kanıtlamış, henüz 12 yaşındayken çok iyi orkestralarla konserler vermeye başlamıştı. 1993 yılında Prag’da, Çek Filarmoni Orkestrası eşliğinde verdiği konser, Hiromi’nin Avrupa müzik camiasının da radarına girmesine sebep olmuştu.

Hiromi, 17 yaşındayken Chick Corea’yla tanıştı, her genç müzisyenin hayalini kuracağı bir fırsat yakalayarak, Corea ile aynı sahneyi paylaştı.

O sıralar Chick Corea Tokyo’ya, bir Yamaha etkinliğine gelmişti. Ben de Tokyo’da bulunuyordum, tanıdığım müzisyen ve öğretmenlerle konuştum ve onunla tanışmak istediğimi söyledim. Araya birkaç kişi girdi ve beni tanıştırdılar. Tanıştığımızda, piyanonun başına oturduk birlikte. Önce benden birşeyler çalmamı istedi, sonra da emprovizasyon yapıp yapamayacağımı sordu. Yapabileceğimi söyledim ve bir süre birlikte iki piyano üzerinde doğaçlama yaptık. Ardından, ertesi gün müsait olup olmadığımı sordu ve beni konserine çağırdı. Konserinin sonunda ise beni sahneye davet etti ve birlikte çaldık.

Hiromi, liseyi bitirdikten sonra bir süre Japonya’da kaldı ve birçok büyük Japon firması için reklam müziği yazdı. 1999 yılında ise, Berklee’de okumak için Boston’a yerleşen Hiromi, uluslararası jazz kariyerinin de en önemli adımlarından birini atmış oldu. Müzikal paleti hali hazırda çok geniş olan Hiromi, orada tanıştığı müzisyenlerden, dinlediği performanslardan ve onların da ötesinde yepyeni bir ülkede yaşamaktan ötürü müziğini daha da derinleştirmeyi başardı.

Berklee’de orkestrasyon üzerine odaklandı Hiromi. Özellikle reklam müziği yazarken, müziğin sağlayacağı fırsatların sonsuzluğunu anlayan piyanist için, Amerika’da, jazz’ın doğduğu ülkede yaşamanın da ayrı bir önemi vardı.

4

Hiromi

Berklee’deki mentorları arasında Richard Evans ve Ahmad Jamal bulunuyordu. Jamal’in de uzun yıllardır çalıştığı Telarc firmasından çıkan Another Mind’ın da yapımcılığını üstlenen bu ikili, Hiromi’yi kendi sınırlarını zorlaması için teşvik etmiş, onun için önemli ilham kaynakları olmuştu. Öte yandan, Hiromi’nin Telarc’la bu albüm sırasında tanışması, onun müzik kariyeri için de önemliydi: Müzisyen, daha sonra kendi liderliğinde gerçekleştirdiği tüm albüm projelerinde Telarc’la çalıştı.

Hiromi’nin ilham kaynakları müziği kadar çeşitli:

Bach, Oscar Peterson, Franz Liszt, Ahmad Jamal’i dinlemeyi çok seviyorum. Ama onların yanında Sly and the Family Stone, Dream Theatre ve King Crimson da dinliyorum. Carl Lewis ve Michael Jordan gibi önemli sporcular da benim için önemli ilham kaynakları. Büyük bir enerjisi olan herkes bana ilham verebiliyor, çünkü onların yüksek enerjileri doğrudan kalbime hitap ediyor.

Another Mind’da tamamen kendi bestelerine yer verdi müzisyen. Her ne kadar kendisini destekleyen isimler arasında Ahmad Jamal gibi büyük bir üstad olsa da, böylesine genç bir müzisyen için cesur bir hareketti bu. Hiromi için müziği sadece yorumlamak değil, üretmek de çok önemli. Kendi iç sesini yansıtmak, günlük hayatında gözlemlediklerini, duyduklarını, hissettiklerini, etrafında yaşananlardan ve diğer insanlardan aldığı ilhamı müzik olarak tekrar dünyaya vermek, Hiromi için yaşamın ta kendisi.

Hiromi, kendi müziğini kategorize etmekten, sınırlandırmaktan kaçıyor. Onun için kategorilerin ötesinde, sadece sevdiği bir işi yapıyor olmak, sevdiği müziği çalıyor ve bunu insanlarla içinden geldiği şekilde paylaşıyor olmak asıl önemli olan. Yüksek enerjisini dinleyicilerine aktarmak, onlarla iletişime geçmek ve onlara ilham vermek Hiromi’nin asıl amacı.

İlk albümünü yayınlayalı henüz on yıl bile olmadı, ancak Hiromi, bugün tartışılmaz bir virtüöz, jazz dünyasının devleriyle albümler kaydeden, turnelere çıkan bir sanatçı. Another Mind’dan sonra Berklee’den arkadaşları olan Tony Grey (b) ve Martin Valihora (d) ile birlikte oluşturduğu triosuyla Brain (2004) ve Spiral (2006) albümlerini kaydetti. Hiromi’s Sonic Bloom adını verdiği dörtlüyle 2007’de Time Control, 2008’de Beyond Standard albümlerini yayınladı. Bu albümlerde, trio’ya Dave Fiuczynski (g) de katılmıştı.

5

Hiromi

Kendi liderliğinde kaydettiği bu dört albüm, tematik anlamda Another Mind’ın devamı niteliğindeydi. Hiromi’nin üstün tekniği, yeni sound arayışları, yüksek enerjisi ve birlikte çaldığı müzisyenler üzerinde yarattığı etki, yeni müzikal fikirlerin oluşmasını, ve evrimleşmesini sağlamıştı.

Hiromi, aynı zamanda 2009 ve 2011 yıllarında Telarc firmasından canlı konser kayıtlarını yayınladı. Triosunun, quartetinin ve New York’taki Blue Note’ta verdiği bir konserin DVD kayıtları, Hiromi’nin yüksek enerjili müziğini ve dahiyane tekniğini bu kez de görsel olarak jazz severlere sunmaktaydı.

17 yaşında ilk defa tanıştığı ve çaldığı Chick Corea’yla 2007 yılında Japonya’da çaldıkları üç konserden kayıtları bir araya getiren bir albüm yayınladılar. Corea’nın son dönemlerde çalıştığı Concord şirketinden yayınlanan Duet albümü 2009 tarihliydi. Bu iki piyano virtüözünün müzikal konuşmalarını, sayısız yeni fikrin havada uçuşmasını dinlemek; Hiromi’nin gençliği ve enerjisiyle, Corea’nın tecrübesine cevap vermesini gözlemlemek… Herşeyiyle çok güzel bir ortaklık oldu Corea – Hiromi projesi.

Hiromi, 2010 tarihli solo albümü Place To Be’den sonra, son olarak 2011 yılında Voices’ı kaydetti. İş Sanat’ta da sahne alacak olan Anthony Jackson ve Phillip Simon ile kaydettiği bu albümdeki temel amacı, insanların sesine kulak vermek: “Bu albümde, insanların gerçek seslerini yakalamaya çalıştım; duygularını, iç seslerini… İnsanların hissedip dile getirmediklerini…” diyor Hiromi.

Voice albümünü, Hiromi’nin müzik kariyerinde bir dönüm noktası olarak algılamamız mümkün. Albümün başından sonuna, fırtınalar yaratmak için kullandığı teknik anlamındaki mükemmeliyetini gözlemliyor, jazz, blues, funk, ve aklınıza gelen birçok farklı müzik üslubunun bir araya gelmesiyle oluşan sound ve cümle yapısını duyabiliyoruz. Ancak bunların ötesinde, bestelerinin duygusal öğeleri, kompozisyon tarzının sağlamlığı, bu albümü, diğerlerinden bir adım öne çıkarıyor.

Oluşan başarının başka bir sebebi de, günümüz jazz dünyasının en önemli basçılarından olan altı telli bas gitarın (contrabbass) mucidi Anthony Jackson’ın varlığı. Aslında Hiromi ve Jackson ilk defa birlikte çalışmıyorlar; Jackson, Another Mind  ve Brain albümlerine de konuk olmuştu. Jackson, Voice’ta da tecrübesi ve melodik yaklaşımıyla önemli bir fark yaratıyor. Ancak, Hiromi için bu etki çok daha derin: “Anthony, doğaçlamanın aynı zamanda bestelemek olduğunun farkına varmamı sağlıyor.” diyor müzisyen:

Bu şarkıları ilk yazmaya başladığımda, zaten aklımda Anthony vardı. Ben solo çaldığımda, o çok güzel bir kontpuan çalar. Aslında eser içinde tam anlamıyla solo çalmaz, ancak sürekli olarak çok doğru ve çok yerinde kontpuanlar çalar. Oluşturduğu kontr melodiler de her seferinde müziği çok iyi tamamlar ve melodiyi ayrı bir seviyeye taşır.

Simon Phillips de bu trio’nun üçüncü üyesi olarak tam yerine oturmuş:

Şarkıları tamamladıkça, sound’un ne olacağı daha da ortaya çıkmaya başladı ve o sırada Simon Phillips’in doğru insan olduğunu düşündüm. Anthony de beni Simon’la bağlantıya geçmem için destekledi. Simon’ın da bu projeden memnun olduğunu düşünüyorum. Birlikte çaldığım müzisyenlere özgürlük vermek, onlara alan tanımak çok önemli. Ben de, birlikte çaldığım müzisyenlerin kendi potansiyellerini tamamen müziğe yansıtmalarını istediğim için, onlara ciddi bir özgürlük alanı sunuyorum.

Voice projesi ve Hiromi The Trio konseri, 2013 yılında şimdiye kadar açıklanan konserler içinde, beni en çok etkileyeni. Kendini geliştirmeye bu kadar istekli, yeniliğe bu kadar açık, insanlara ve dünyaya bu kadar duyarlı, aynı zamanda benim jenerasyonumdan olan bir müzisyeni canlı dinleyecek, yeni fikirlerin ortaya çıkmasına, yeni müzikal oluşumların tohumlarının atılmasına tanıklık edecek olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor.

Hiromi’nin de Jackson ve Phillips’le birlikte çalıştığı bu proje için heyecanı çok yüksek:

İlk provamızda, bu birlikteliğin çok iyi olacağını hissetmiştim. O zamandan bu yana kimyamız çok iyi ve her seferinde çok eğleniyoruz. Müzikal empatimiz çok gelişti, birlikte çalmaya devam ettikçe ve uzun süreli turnelere çıktıkça bunun daha da gelişeceğine inancım tam.

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Ocak 2013 tarihli 68. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar