1

Saxophone Summit

Bir jazz topluluğu hayal edin: Bas, davul ve piyanodan oluşan ritim grubunun yanında, üç saksafon… Hep bir ağızdan, daha önce hiçbir yerde duymadığınız melodiler haykırıyorlar, sizi birbiri üzerine binen ses katmanları arasında kendi başınıza bir seyahate çıkarıyorlar, ses bulutundan ses bulutuna geçerken, büyük bir kakofoninin ortasında buluyorsunuz kendinizi bir anda. Sonra yavaş yavaş lirik bir melodi sarıyor ve yolculuğunuzun sonuna doğru gözlerinizi açtığınızda ise sizi Joe Lovano, Dave Liebman ve Ravi Coltrane karşılıyor.

Saxophone Summit’ten bahsediyorum; son yılların en özgün, en ilginç projelerinden birinden. Sanatsal değerinin yanında, dinleyicileri derinden etkileme kabiliyetine sahip, müziğin arkasında ciddi düşünceler barındıran bir topluluk Saxophone Summit. 1997 yılından beri birlikte çalan, her biri kendi enstrümanının üstadı olan müzisyenlerden oluşan topluluk, 9 Kasım akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilerin karşısına çıkacak.

Saxophone Summit’in iki yıldan sonraki ilk turnesinin başlangıç noktası olacak olan bu konserde, Liebman, Lovano ve Coltrane’le birlikte çalacak olan ritim seksiyonu her zamanki gibi piyanoda Phil Markowitz, basta Cecil McBee ve davulda Billy Hartman’dan oluşuyor.

Saxophone Summit’in temelleri, 1997 yılında bir festival vesilesiyle atıldığında, grubun hem müzikal hem de fikri anlamda liderleri Dave Liebman, Joe Lovano ve Michael Brecker’dı. 1950 ve  1960’ların özgür jazz akımıyla müzisyenlikte olgunluk yoluna adım atan müzisyenler olarak, ilk amaçlarını John Coltrane’in son dönem eserleri ve üslubu üzerinden ilerlemek ve kendilerine özgün bir şekilde jazz’ı özgürleştirirken, dinleyiciye ulaştırmak olarak belirlemişlerdi.

2004 yılında Gathering of Spirits albümünü kaydeden topluluk, müzikte yeni arayışlardan kaçınmıyor hiç bir zaman. Coltrane’in fikirlerini başlangıç notkası olarak kabul etmenin ötesinde, onun son döneminde kaydettiği eserleri yeniden yorumlayan Summit, repertuarında zaman içinde üyelerinin özgün bestelerine de yer vermeye başladı. Michael Brecker’ın trajik kaybı, topluluğun bir süre duraklamasına yol açtı, ancak kısa süre sonra Brecker’ın yerini Ravi Coltrane’in almasıyla birlikte, 2008 yılında Seraphic Light albümünü kaydettiler. Michael Brecker’ın anısına, Seraphic Light albümünde Randy Brecker da hem besteleriyle, hem de trompetiyle yer aldı.

Michael Brecker’ın kaybından önce Liebman kendi web sitesinde Brecker ile olan arkadaşlıkları hakkında aşağıdaki satıları yazmıştı:

Hem müzikal, hem de kişisel anlamda Michael Brecker ile olan ilişkim 1960’ların sonuna dayanıyor. Önceleri,Manhattan’daki loft’umda hiç bitmeyen free jazz jam session’ları yer alırken birkaç yıl birlikte yaşadık. Michael’ın New York’ta başka bir loft’a taşınmasının ardından da dostluğumuz her zamanki sıcaklığı ve yakınlığıyla devam etti. İnanılmaz bir disiplin ve çalışma şevkine sahip olan Mike, jazz dinleyicileri için son derece tanıdık bir isim. Müzisyen, saksafonun modern tekniğinin sınırlarını zorlamanın yanı sıra,  tenor saksafon tekniği üzerine birçok yeni yaklaşım geliştirdi. Mike her zaman sahnede en iyisini sergiler. Tonu ve zamanlaması hatasızdır, sololarında da ritim seksiyonunu kendisiyle birlikte zorlar. Ayrıca, özel hayatında son derece sıcakkanlı ve nazik bir insan olmasıyla birlikte, tüm ciddi görüntüsünün altında, zor zamanlardaki espri anlayışıyla her zaman olumlu bir insan olduğunu kanıtlar.

Eylül ayında Dave Liebman ile telefonda çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bana hem Saxophone Summit’in fikirlerini, hem başlangıç noktaları olan Coltrane’in müziği hakkındaki görüşlerini, hem de gelecekle ilgili planlarını anlattı. İcra ettikleri müzik, zaten bize Saxophone Summit projesinin ciddi anlamda düşünülmüş olduğunu ve gerçek anlamıyla bir felsefe barındırdığını gösteriyordu. Liebman’ın sözleri de bunu pekiştirmiş oldu.

Ravi Coltrane 1

Ravi Coltrane

1997 yılında, John Coltrane’in aramızdan ayrılışının 20. yılı anısına Tokyo’da düzenlenen ve Wayne Shorter, Eddie Gomez, Jack DeJohnette, Richie Beirach, Pat Metheny, Christian McBride, Joshua Redman, Michael Brecker ve Joe Lovano gibi müzisyenlerin katıldığı “Live By The Sea” konserinde ilk defa Saxophone Summit’in temellerini attınız. Orada Lovano ve Redman ile birlikte sahne almıştınız yanlış hatırlamıyorsam. Ardından da, yine aynı yıl İsrail’in Eliat kentinde benzer bir formasyonla Coltrane parçalarını seslendirdiniz.

Evet, 1997 yılında İsrail’de verdiğimiz bu konserden sonra Joe (Lovano) ve Mike (Brecker) ile birlikte bir süre boyunca bu formasyonda çalmayı denemeye ve bunu sevip sevmeyeceğimize göre ilerlemeye karar verdik. Aslında hepimiz Coltrane geleneğine, özellikle de Coltrane’in son dönemine olan bağlığımızı ve saygımızı müzik aracılığıyla ortaya çıkarmak istiyorduk. Coltrane’in son birkaç yılında yazdığı ve çaldığı eserler, kendi içinde çok büyük derinlikler ve anlamlar taşıyor. Ancak hiç birimizin geçtiğimiz 30, belki de 40 yıl içinde bunu derinlemesine araştırma fırsatı olmamıştı. Özellikle 1970’lerin başlarında, Michael da, ben de birçok jam session’da geç Coltrane dönemi stilinde, yani  Expressions, Interstellar Regions gibi kayıtlarında çaldığı gibi çalıyorduk.

Coltrane’in bu dönemde yaptıkları, hem müzisyenler, hem de dinleyiciler tarafından gerçek anlamıyla takdir görmüyor ve anlaşılmıyor. Biz de, üç saksafonun bir araya gelmesiyle birlikte burada yaratılan fikri tekrardan canlandırmaya karar verdik. Topluluğumuzun ilk kuruluş amacına uygun olarak, ilk yıllarda repertuarımızın çok büyük bir kısmını Coltrane eserleri oluşturuyordu.

Geç Coltrane dönemine ait olan modellerimizden biri, John’un inanılmaz bir yoğunlukla birden çok nefesli enstrümanla grup emprovizasyonlarıydı. Yani üçümüzün kendi sololarının ötesinde, aynı anda yaptığımız emprovizasyonlar da toplululuğun temel müzikal öğelerinden biri.

2000 yılında aynı zamanda gerçek anlamda ilk turnemiz olan Avrupa turumuzu gerçekleştirirken, çaldıklarımızı

Ravi Coltrane

Ravi Coltrane

kaydetmeye başladık. Ve işte o anda da, artık yavaş yavaş bu ekibin çalması için orijinal eserler yazmanın zamanının geldiğini anladık.

2002 yılında ise topluluğumuzun konsepti daha da oturmaya başlamıştı. Hepimiz son derece yoğun; kendi projeleri olan ve bu projeleri başarıyla sürdüren müzisyenleriz. O yüzden de, birkaç ayda bir, hatta her yıl bir araya gelebilecek bir topluluk olamayacağımızı da biliyorduk. Mesela İstanbul’daki konser, yaklaşık 2 yıldan sonra birlikte çalacağımız ilk konser olacak. Hatta biz de o günü dört gözle belkiyoruz ve İstanbul’a bir gün önceden gelerek prova yapacağız. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse, gerçekten de bir süredir hep birlikte çalma fırsatımız olmadı.

Ancak, jazz nasıldır bilirsiniz. Bir araya gelip çalmaya başladığınızda hiç bir sorun olmaz. Önce eskileri gözden geçirirsiniz, eskiden çaldıklarınızı birlikte çalarsınız. Elbette bu süre içinde müzisyenler değişmiş, gelişmiş olur; siz de değişimiş olursunuz. Ancak yine de bu mevcut repertuarınızı başarılı bir şekilde seslendirmenizi engellemez. Hatta, mevcut repertuarınızdaki eserlere yeni fikirler de ekleyerek zenginleştirebilirsiniz.

Geleceğe baktığımızda ise, önümüzdeki yılın başında bir araya gelerek yeni bir kayıt yapmayı planladığımızı söyleyebilirim.

İsterseniz Saxophone Summit’in fikri anlamda temelini oluşturan John Coltrane ekolünü biraz daha derinden inceleyelim. Sizce neden Coltrane’in son dönemlerdeki işleri hem uzun yıllar boyunca gerçek anlamıyla anlaşılmadı, hem de hak ettiği değer verilmedi?

Saxophone Summit

Saxophone Summit

Deneyimli ve bilgili olsa bile, birçok jazz dinleyicisinin Coltrane’in bu dönemde yaptığı müziğin lisanını çözümleme  konusunda anlaşılabilir bir zorluğu bulunuyor. Sadece Coltrane ile sınırlı değil tabi ki bu durum: Albert Ayler, Archie Shepp gibi müzisyenler de bu gruba dahil. 1960’ların sonundaki free jazz akımı gerçek anlamıyla bir ses ve doku bombardımanıydı, bir kakofoniydi. Bırakın genel jazz dinleyicilerini, tecrübeli dinleyicilerin bile gerçek anlamıyla bu müziğin tadını çıkarmaları çok zordu. Bence bu dönemde icra edilen müziğin bir kısmı, dinleyicilerle paylaşmak için de yapılmamıştı. Yani çalınan bu müziğin sadece dinleyicilere yönelik olduğunu düşünmek de tam anlamıyla doğru olmaz. Aksine, bu müzisyenin müzikal ya da sosyal bir ifadesiydi.

Saxophone Summit olarak da, bu müziği daha kolay erişilebilir ve anlaşılabilir bir hale getirmeye çalışıyoruz. Bunu başarabilmek için de, birçok saksofonun aynı anda çalmasından oluşan ses perdelerinden, ya da sürekli olarak değişken bir yol izleyen ritimlerden, rubato’dan, metrik işaretlerden uzak  bir ritim yapısından faydalanıyoruz. Melodiler her zaman çok açık seçik değil veya jazz adına bildiğimiz anlamda müziğin swing ettiğini söylemek bile zor olabiliyor.

Saxophone Summit featuring Joe Lovano, David Liebman and Ravi Co

Dave Liebman

Özellikle son yıllarında Coltrane’in gittikçe içine döndüğünden ve müziği aracılığyla ruhani bir arayış içinde olduğundan bahsetmemiz de gerekiyor bu noktada. Hem Coltrane’in, hem de Saxophone Summit’in müziğini spiritüel düzlemde incelediğimizde nelerle karşılaşabiliriz?

Coltrane’in tarihini anlayan herkesin, onun müzikte ruhani bir boyut aradığını rahatlıkla söyleyebileceğini biliyorum.

Elbette müziğin temelinde bir spiritüellik yatıyor. Yani kim olursa olsun, tüm müzisyenlerin spiritüellik içinde müzikle ilgilendiğine ve müzik aracılığıyla belli arayışlar içinde olduğuna inanıyorum. Ancak Coltrane, bambaşka bir müzisyendi. Özellikle son yıllarında Expressions ve Love Supreme ile başlayan süreç, onun kendi ruhuna uzanma çabalarını gösteriyordu. Bunu hem müziğin kendisinde, hem de eserlerin isimlerinde görüyordunuz. Belki kendisi sessiz bir insandı, ama müizği son derece dışavurumcu nitelikteydi.

Coltrane, kendi hayatının nerede olduğundan, kendisinin kim olduğundan emindi, bunun yanında da hiçbir zaman gösterişli ya da iddialı olmadı. Hiçbir zaman kimseye “Bu gömleği giyin, bu kiliseye gidin, ben izleyin” demedi. Kimseyi ikna etmeye çalışmadı, sadece kendi inançlarını kendi müziği aracılığıyla yansıttı.

Biz de, sonuçta standart bir blues parçasının ya da sadece akıcı bir şekilde swing eden bir jazz parçasının uyandırdığı duyguların ötesine gitmeye çalışıyoruz. Ulaşması kolay olmayan, ama mümkün olan bir noktaya ulaşmaya çalışıyoruz. Müzikteki ruhani boyut, müzisyenler olarak biz her ne kadar onu açıkça belirtmesek de her zaman için önümüzde duruyor.

Sizce Saxophone Summit’in yaptığı müziğin tarzından ve taşıdığınız bu felsefi yaklaşımdan ötürü, dinleyicilerin canlı performans sırasında müziği gerçekten algılamaları ve müziğin içine girmeleri zor oluyor mu?

1

Dave Liebman

Özellikle jazz dünyasında, dinleyiciler genellikle konserlere müzisyenleri takip ettikleri için geliyorlar. Bir kısmı Joe Lovano, bir kısmı Dave Liebman, bir kısmı Michael Brecker ya da Ravi Coltrane’i takip ediyor ve onları dinlemek istiyor. Sonuçta bizim gibi bu kalibrede birçok müzisyeni barındıran bu topluluğun bir anlamda gösteri dünyasının bir parçası olarak algılanması da doğal elbette. Sonuçta Madonna değiliz, ancak kendi alanımızda bir anlamda güvenirliliğimiz var.

Sadece jazz dinleyicisi olsaydım, bu isimleri sahnede görmek için ben de bu konsere gitmek isterdim. Özellikle kaydettiğimiz albümleri de dinlerseniz, şimdiye kadar söylediğim gibi, bu müziği daha dinlenebilir ve anlaşılabilir bir hale getirmeye çalıştığımızı duyabilirsiniz. Kayıtlarda, çok güzel ballad’lar da var. Onun ötesinde de bizim canlı performanslarımız, böyle müzisyenlerden beklenebilecek şekilde  büyük bir spektrumu kapsıyor.

Kaçınılmaz olan bir şey var elbette: bu kalibredeki altı müzisyenin performansını dinlediğinizde, gerçekten o konsere gitmiş olmaktan memnuniyet duyuyorsunuz. Çünkü sonuçta hem yoğun, hem de anlam yüklü bir performansa şahit oluyorsunuz, hem de yeni bir şeyler duyabiliyorsunuz. Sevmek zorunda değilsiniz elbette, çünkü  bu bir beğeni meselesi. Çok iyi bir restorana gidebilirsiniz, yemek çok iyidir, ancak belki de sizin damak tadınıza uymuyordur. İşte bunun gibi bir şey…

İstanbul’da, önceki iki albümünüzde bulunan mevcut repertuarınızdaki parçaları mı seslendireceksiniz, yoksa bizi yeni parçalar bekliyor mu?

3

Saxophone Summit

Şu anda repertuarı henüz aramızda tartışmadık. Ancak daha önce söylediğim gibi iki yıldan sonra tekrar bir araya geliyoruz ve sadece o hafta 5 konserimiz olacak. Performans açısından baktığımızda da, yeni materyaller üzerinde prova yapabileceğimiz ve bu konsere hazırlayabileceğimiz zamanımızın olduğunu da düşünmüyorum. İcra ettiğimiz müziğin en önemli öğelerinden birisi de emprovizasyon; bu açıdan bakıldığında da her performansın, kendi içinde bambaşka mesajlar, bambaşka fikirler, bambaşka müzikal buluşlar içereceğini de düşünüyorum.

Önümüzdeki Şubat ayında yeni bir albüm kaydetmeyi planlıyoruz. Çıkacağımız turnenin ardından New York’ta Birdland’de üst üste iki hafta her akşam sahne alacağız. Özellikle bu dönemin yeni parçaları çalışmak için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. Önceki albümlerimizden önce de Birdland’de arka arkaya çaldığımız dönemler olmuştu.

Henüz plan aşamasında olsa da, yeni kayıt fikir hepimizi heyecanlandırıyor, çünkü her yeni kayıtta yeni fikirler ortaya koyabileceğimizi, yeni bakış açıları getirebileceğimizi düşünüyoruz. Yeni albümümüzle ilgili şu anda fikir aşamasında olduğumuz için net bir bilgi veremiyorum, ancak şimdilik sadece Saxophone Summit’in her üyesinin bir eserle katkıda bulunacağı ve son derece kollektif bir albüm olacağını söyleyebilirim.

Son yıllarda, birçok topluluğun festivaller için kurulduğunu ve ardından hemen dağıldığını görüyoruz. Bu toplulukların bir kısmı devam ediyor, albümler kaydediyorlar; bir kısmının ömrü de sadece bir yaz, ya da birkaç konser oluyor. Bu tarzdaki all-star topluluklarla, Saxophone Summit’i karşılaştırdığınızda, kendinizi nasıl ayrıştırdığınızı düşünüyorsunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse, bunun biraz da benimle ilgili olduğunu düşünüyorum. Hayatta en önem verdiğim şeylerden biri, insanları bir arada tutmaktır. Tabi bizim kendi aramızdaki iletişim de çok önemli. Dediğim gibi, belki her gün birlikte çalmıyoruz, ancak herkesin müzikal anlamda birbirini çok iyi tanıması, aramızdaki müzikal diyaloğun da hem daha zengin, hem de daha sofistike olmasını sağlıyor. Dinleyiciler bunu tam olarak bilmeyebilirler, ama çaldığımız müziği duyduklarında bunu net bir şekilde hissedeceklerinden eminim.

Bu topluluğun kısa ömürlü bir proje olmasını kesinlikle istemiyorum. Aslında jazz dünyasının bu şekilde sürekli olarak birlikte çalan insanlara ihtiyacı var, özellikle de bizim seviyemizdeki insanlara… Kendimizi övmenin lüzumu yok belki, ancak isimlere baktığınız zaman bunu görebiliyorsunuz. Billy Hart, Cecil McBee, Phil Markowitz ve biz… Gerçekten de bizim kendimizin bir ifade biçiminin olması, bir müzikal ifadeyi dile getirmemiz hem jazz dünyası için, hem de genç müzisyenler için çok önemli.

Olabildiğince saf ve aynı zamanda sofistike bir şekilde müzik icra etmeye çalışıyoruz. Bu yüzden ben de bu topluluğu elimden geldiğince birlikte tutmaya çalışacağım. Belki bu, sadece birkaç yılda bir turneye çıkmamız ya da albüm kaydetmemiz anlamına gelebilir. Ama olsun!

4

Saxophone Summit

Bir de, insan yaşlandıkça kendi hayatında daha anlamlı ve büyük etkisi olan olguların değerini daha çok anlıyor. Bu topluluk da kesinlikle hepimizin hayatında önemli etkiler yarattı. Hiç bir şey olmasa, Michael Brecker, Joe Lovano, Dave Liebman, Ravi Coltrane, Cecil McBee, Billy Hart ve Phil Markowitz’le birlikte aynı anda sahnede olmak, böyle bir ekiple çalmak bile bambaşka bir etki, bambaşka bir duygu yoğunluğu… Bunu her gün bulamıyorsunuz. Özellikle günümüzün yoğun temposunda çok daha zor oluyor.

Michael Brecker’ın trajik kaybının ardından neler yaşadınız?

O dönemde Michael’ın katılacağı konserler vardı. Onun yerine programlarına göre Chris Potter, Joshua Redman ve Ravi Coltrane bize eşlik etmişti.  Sonunda da Ravi’nin bizimle düzenli olarak çalmasının Saxophone Summit açısından en doğru yol olacağına karar verdik hep birlikte. Michael’ın kaybından sonra da Billy ile telefonda konuşuyorduk ve ona bu işin üstesinden en iyi Ravi’nin kalkabileceğini söyledim. Ravi, John Coltrane’in oğlu, ancak babası öldüğünde henüz 2 yaşındaydı. Muhteşem bir insan olan babasını tanıma fırsatı da olmayan Ravi, aynı zamanda harika bir müzisyen. Aslında soyadı Coltrane, ancak sadece soyadı Coltrane. Son derece anlamlı ve derin bir müzisyen, biz de onu bu yüzden toplulukta istedik.

2008’deki albüm kaydında da Ravi çaldı, ancak bu yıl yapacağımız turne Ravi’yle ilk çıktığımız turne olacak.

Her ne kadar Seraphic Light’ı birlikte kaydetmiş olsak da, sonuçta bu yeni bir topluluk. Ravi şu anda topluluğun beyin takımının bir üyesi.

Michael’in kaybı bütün müzik camiası için çok üzücü bir hadiseydi. Ancak özellikle çok yakın arkadaşı olarak bu durum benim için çok daha fazla acı olmuştu. Çünkü Michael ilk defa New York’a geldiğinde bir süre bende kalmıştı. O zamanlardan bu yana da çok iyi arkadaştık. Ve şunu söylemeliyim:

Hiç bir zaman Michael Brecker’ın yerini dolduramazsınız.

Michael Brecker’dan sonra Ravi Coltrane’le birlikte Summit’te müzikal anlamda ne tür değişiklikler oldu?

Ravi; Michael, Joe ve benden daha genç bir jenerasyondan. Bizlerden yaklaşık 20 yaş daha genç ve o yüzden de bizden daha farklı bir bakış açısı var. Seraphic Light’taki Thirteenth Floor eseri mesela, o albümdeki diğer tüm parçalardan çok daha farklı bir üsluba sahip. Bu fark, özellikle ritmik anlamda kendini gösteriyor ve Ravi’nin neslindeki müzisyenlerin bakış açısını da net bir şekilde yansıtıyor. Metrik modülasyonlar, alışılmadık ritimler özellikle son 10 yıldır daha genç müzisyenlerin taşıdığı karakteristik özelliklerden… Mesela benim zamanımda armonilerde, seslerde vurgular vardı. Ancak yeni nesilde onun yerini ritim varyasyonları almış durumda.

Ravi’nin bakış açısını zamanla gruba daha da çok taşıyacağına inanıyorum. Çünkü aslında Saxophone Summit’in tüm mantığı da bu: Kendi zamanınızın hem öncüsü, hem de temsilcisi olmanız ve temsil ettiğiniz değerleri müziğe, topluluğun genel sound’una ve üslubuna yansıtmanız. Onun hem beste anlamındaki, hem de performans anlamındaki katkılarını dört gözle bekliyorum.

Bu güzel sohbetiniz için çok teşekkür ederim. İstanbul’daki konserinizde görüşmek dileğiyle…

Bu yazı, Jazz Dergisi’nin Ekim 2010 tarihli 60. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar