Müzik, artık sadece kulaklarınızla ilişkide değil. Müziği görebilir, ona dokunabilirsiniz ve daha da ötesinde, müziğe sahip olmak istersiniz. Size iyi bir haberimiz var: müziğe sahip olabilmek için gerçek anlamıyla bilgili, araştırıcı ve bu işe emek ve zaman sarf eden bir koleksiyoner olmanıza da gerek yok artık. Bunun için kayıt endüstrisine teşekkür etmelisiniz. Zaten prodüksiyon şirketleri tarafından müziğin her türlüsü sizin ayağınıza getiriliyor. Hiç aklınızda yokken bir bakmışsınız, kendinizi kaptırmış, yüzlerce, binlerce albümün bulunduğu bir dükkanda ya da web sitesinde, kapaklarına bakarak, arkadaşlarınızdan duyduklarınızı hatırlayarak, ya da sadece gazetede gördüğünüz bir yazıdan esinlenerek kendiniz için müzik ediniyorsunuz.

Christian Marclay

İşlem tamam: Artık müziğin belki en yapay formuna sahipsiniz, elinizde bir plastik, ya da elektromanyetik disk var; ya da bilgisayarınızda üzerinde “.mp3” yazan bir dosya. Önce bantlar, plaklar, sonra kasetler ve CD’ler aracılığıyla müziğe önce dokunmak, sonra sahip olmak, saklamak, aynı performansı defalarca dinlemek, sonra da ezberlemek çok kolay. Ancak başka performanslar, başka yorumlar dinlediğinizde yeni fikirlere, anlık değişimlere kendinizi kapattığınızı artık siz de unuttunuz, değil mi?

2822 Plak, MoMA

Yaklaşık on yıldır MoMA’ya bağlı olan, ABD’nin en eski çağdaş sanat enstitülerinden birinde, P.S.1’da geçtiğimiz Eylül’de 2822 Plak (1987-2009) enstelasyonunu sergilemeye başlayan Christian Marclay de ziyaretçilerin tamamen plaklarla kaplanmış yer üzerinde yürümelerini sağlayarak, müziğin sadece duyusal bir olgu olmadığını bir kez daha bize hatırlatıyor.

Marclay, 1970’lerde, bol pantolonlu genç Amerikalılar’ın, romatizmalıymış gibi görünen bilekleriyle plakları bir ileri bir geri oynatarak dans müziği yapmaya başlamasından yıllar önce plaklarla çeşitli deneyler yapmaya başlamıştı bile. O günden bu yana kullandığı plakçaları ise, altın yaldızlı bir şaheser değil; çöpten bulduğu bazen çalışan, bazen bozulan bir gramofon.

Henüz yirmili yaşlarındayken, Fluxus akımının ve Beuys’un da etkisiyle odağında müziğin bulunduğu performanslar sergilemeye başlayan sanatçı, kullanılmış, yırtılmış, kırılmış, birbirine yapıştırılmış, dikilmiş ve akla hayale sığmayacak her türlü eziyetten geçirilmiş plakları kullanarak müzik yapıyor, besteliyor, hatta az da olsa kaydediyor.Müzikal anlamda John Cage’den esinlenen Marclay’e göre müzik steril olmamalı; anın akışına ayak uydurmalı ve spontanlığın özgürlüğünü yadsımamalı. Ziyaretçilerin 2822 Plak’taki plakların üzerine basarak dolaşmaları da zaten bu düşüncesinin en temel göstergesi. Sanatçı, yer verdiği plaklarla müziği sınıflandırmanın anlamsızlığını da vurguluyor bir yandan. Eğer ziyaret etmek isterseniz, belirli bir patern izlemeden her janrdan plağın üzerinden geçeceğinizden emin olun.

Enstelasyondaki bu kadar plağı gördüğümde aklıma geldi: Doğrusunu söylemek gerekirse, Marclay’in ikinci el dükkanlarından tanesi 1 Dolar’ın bile altına aldığı plaklar, bundan yirmi yıl sonra müzayedelerde yüksek bedellerle satılmaya başlanırsa hiç de şaşırmam.

Bu yazı, ICE Dergisi’nin Ocak 2010 tarihli 2. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar